Evlilik ve Aile kurumu karı, koca'nın birbirlerine karşı tutumu, münasebetleri

MAKALEYİ DİNLE

İslâm’da âile ocağı, toplum binasını oluşturan fert tuğlalarının piştiği ocak durumun-dadır. Ocak ne kadar sağlam olursa tuğla da o kadar sağlam olur. Tuğla sağlam olursa bina da o derecede sağlam olur. Âile ocağının sağlamlığı o insan tuğlalarını pişiren erkek ile kadının; hedeflerinin üs-tün, bilgilerinin sağlam, anlayışlarının sahih, amellerinin sâlih, ahlâklarının fâzıl, niyetlerinin hâlis, kalplerinin küfür, şirk ve bid’atlerden sâlim olmasına bağlıdır. İşte bu sebeplerden dolayı önce karı-koca olacak ve bu özelliklere sahip olan âile yuvası kuracak olan erkek ve kızın sağlam yetişmesi gerekir. Âile olacak erkekle kızın nihâî hedefleri Allah’ın rızasını kazanmak ve bu rıza hedefine yönelen örnek Müslüman bir âileyi oluşturan bireylerin çok yönlü ve ör-nek müslüman olmalarını sağlamaktır.

Bilgileri sağlam olursa anlayışları da sağlam olur. Çünkü anlayışın kaynağı ilimdir. İlim, lehinde ve aleyhinde olanı usûl ve fürû olarak İslâm’ı ehil ve müttakî âlim denetiminde bilmektir. Amelin sâlih, ahlâkın fâzıl olması sâlih ve fâzıl olan-larla birliktelikle elde edilir. Niyetin hâlis olması Hakkı bâtıla, bâkîyi fâniye, Allah’ın rızasını nefsin rızasına tercih edip bu tercih üzerinde sabır ve sebat etmekle elde edilir. Kalplerin sâlim olması, küfür, şirk ve bidatlerden kendilerini ilim, amel, zikir ve fikirle koruyan, iman, tevhid ve her konuda Sünneti izleyenlerin ortamında yaşayarak elde edilir.

Karı-koca ilişkileri kardeş ilişkilerinin değişik bir versiyonudur.İkisinin’de geleceğinin olumlu veya olumsuz yöndemi ilerleyeceğini; iki gencin ailevi veya manevi olarak temelden aldıkları eğitim veya eğitimsizlik gösterir.Eğer karı-koca olacakların; aldıkları eğitimin; kuracak oldukları hayatın manevi temelini sağlamlaştırmaya elverişli ise; Hayatları boyunca ara-sırakarşılarına çıkacak olan olumsuzluklara, engellere-fırtınalara karşı birbirlerine destek çıkarak tüm olumsuzluklara göğüs gerebilme yeteneğine sahip olurlar. Eğer temelde manevi eğitim noksanlığı mevcud ise,evliliklerinde, birleşmelerinde Allah rızası hiç gözetilmemişse ve bu evlilik-birleşim tamamen dünya menfa’atının, zevkinin-sefasının temeli üzerine kurulmuşsa aksi takdirde karşılarına çıkacak olan dünya menfa’atına dayalı en ufak bir olumsuzluk bu tür karı-kocaların sürekli olarak birbirleriyle sürtüşmelerine sebeb olur.

Şimdi ben otuz senenin üzerinde yurt dışında alamanyada yaşayan bir insan olarak buradaki madde-perestliğin göbeğinde hayat sürdüren eşlerin ilişkilerini müşa’ahede ederek yorumlamaya çalışacağım.

İlk etab’da madde-perest bir ülkeye hicret tamamen mal’a-mülk’e dayalı bir hicret olduğu hasebiyle buradaki aile temelleri’de ha’aliylen ma’alesef manaya göre değil tamamen maddeye dayalı olarak kuruluyor.Madde-perestliğin içnde kurulan yuvaların % 90’a varan büyük bir çoğunlunu dünya menfa’atının ön planda oluşu teşkil ediyor. Hal böyle oluncada aile temellerinin zeminide sürekli sallantı halinde oluyor.En ufak bir sarsıntıda ha yıkıldı ha yıkılacak,eğer bu aile yıkılırsa şu çocukların hali ne olacak gibi çeşitli korkular yaşıyor ve hiç rahatlık yüzü göremiyorsun.

Eee madde-perest a’lemi ve çalışma-para kazanma şartları elverişli olurda çoluk-çocuğumuzu sokaklara teslim ederek karınında-kocanında çalışmaması mümkünmü?Ta’abi’i’ki mümkün değil.Dünya menfa’atı söz konusu olurda; bırak çoluk-çocuğumuzu, Allah’ımızı,Kur’anımızı, Peygamberimizi biz çalışan insanlar olarak hayatımızın dışında bırakmıyormuyuz,kafalarımızdan silmiyormuyuz.

Karı-koca olarak;Çoluk-çocuğumuzla,sonrada torun-torbalarımızla hep beraber bir evde,bir yerde oturalım diye paranın,maddenin peşindehayatlarımızı yıpratıyoruz,ömürlerimizi tüketiyoruz,ev satın alıyoruz,borç-harç derken bir bakmışızki yatağa düşüyoruz ve ne evlerimizde oturacak ve nede kendilerimize bakacak yanlarımızda bir evlad bulamıyoruz.

-Veyahut; Karı-koca çalışarak bol para kazanalım vatanımızda gelir getirecek biraz birşeyler elde edip geri dönüş yapalım diyoruz.Ya hastalanıyoruz dönemiyoruz veya yanımızda bizimle dönüş yapacak çoluk-çocuk, bir evlad bulamıyoruz.

Veyahut’da;Hanımlarımız,çoluk-çocuğumuz hepsi bir oluyorlar sen git biz burada kalacağız diyorlar.Nedense böyle durumlarda;Genelde koca olan kişi karı olan kişiye nisbeten yuvasını daha fazla düşünür.Haliylen hanımlarımızda para kazandıkları için ve onların malları-mülkleri olduğu içinyine böyle durumlarda ellerinde koz olarak kullanıyorlar.Veya memlekete geri dönünce; bağda-bahçede,dağda-tarlada-yaylada,bayırda-çayırda-ahırda çalışırız,hayvan otlatır-ahır kürür-süpürürüz,çapa yapar sepet ile gübre taşırız korkusunu taşıyorlar(Sanki;dağ-bağ-bahçe-yayla-tarla, bayır-çayır-inek ahır kaldıda Keşke olsada, bulsakda, çalışsak.)

Bizim eşlerimiz olan köylü; A’işe’lerimize,Fadime’lerimize,Emine’lerimize;Alamanyalardan-Avrupalardan haydin memlekete geri dönelim dediğimiz vakit bu teklifmizi nasıl karşılıyorlar aşağıdaki laz uşağı ile şeherli güzelinin hikayesinden-misalinden sonra anlatacağım inşaallah...

Karadenizin mavi gözlü,kumral saçlı yakışıklı uşağının bir tanesi şehre giden fadimesini aramak için elindeki sazıyla beraber şehre iniyor. Epey aramadan sonra baktki fadimesini bulamıyacak,çekiliyor bir kenara, başlıyor sazın tellerine vurmaya ve o güzelim laz şivesiyle ve yanık sesiylede türküsünü söylüyor;Kaybet’dum fatimemu ararum yana yana,fatimemu körenler pe haper fersun pana, diye.Oradan geçen bir tane şeherli güzelide Karadenizin bu yakışıklı delikanlısını fark ediyor,türküsünede kulak veriyor. Şeherli güzeli bu genç yakışıklıya aşık oluyor ve oda türküsüne eşlik ediyor.Kuzel uşak paksana pende pir Fatimeyum ağzum-közum poyali küzel teğilumde neyum.Karadeniz uşağı devam ediyor;Sana çirkun temedum pillahumi fereyum,uzakdan anlaşulmaz, yakına kel köreyum. Diye şeherli güzelini yanına çağırıyor ve laz kadınlarının karadenizin yamaç-bayır-bacak tarlalarında ne gibi iş yaptıklarını birkaç dörtlü’ğe dizerek. Mes’ela bir tanesi şöyle; Pizum oralarda sepet’ule kübreyu taşurlar tarlalara,mayus ayu kelunce paşlar’lar çapalaradiye sazıyla sıralamaya başlıyor.Tabi-i’ki şeherli kızıda bir-iki dörtlükle kendini kabul ettirmek için çabalıyor fakat nafile.Her ne kadar aşk Ferhad’a dağları deldirmiş olsada;Şeherli güzelinin an’lık kısa aşkı Karadenizin dağlık-bayır-bacak-yamaç köylerine gelin gitmeğe yeterli gelmiyor, ve en sonunda pes ediyor,yan çizerek şeherli şivesiyle diyor’ki; Yeter korkut’dun beni, oluyor bana bi’şe,Ben Fadime değilim benim adım Aişe.Karadeniz uşağıda;Kusura pakma pacum tüşuncem piraz azdur,Sen paşka Fatimesun penum Fatimem lazdur.

İşte bizim eşlerimiz olan köylü; A’işe’lerimizin,Fadime’lerimizin,Emine’lerimizin hepsi’de; Yeter artık korkutuyorsunuz,gelmeyin üstümüze,Ne kadar uğraşsanız dönmeyeceğiz memleketimize, Bizim adımız ne A’işe,Hatice,Fadime ve nede Emine,Bizim adımız oldu artık;Helga, Gabrielle, Sa’biene.

Sanki gırgır gibi geliyor fakat gerçekten temelli dönüşlerde en büyük engeli çocuklarıda yanlarına alarak ma’alesef %90 hanımlarımız teşkil ediyorlar.Nasıl olsa genelde %80 erkek olan eşler yuvalarının en ağır yükünü sırtlamış durumdalar.Kadınların çoğu ise dört dönüm bostan,Yan gel osman,Ayran ile gavut,Ye köroğlu ye misali keyifleri yerinde.Kim isterki bir daha memleketin bayır-bacak köylerine geri gitmeyi,Ahırlarda gübre kürümeyi,Tarlalarda öküz ile çift sürmeyi,Tarla kazıp-fidan dikmeyi, Bağ-bahçe ekip mısır-buğday biçmeyi,kim ister’ki.

Koca çalışır,yuvası için kos-koca hayatını harcar,karısına-çoluk-çocuğuna adeta eşşeklik-hamallık eder kadın evde hazırı pişirir- hazırlar ve yer-içer fakat kimin sırtından yiyip-içtiğine bakmaz,tabiri caizse bizzat Mevla Te’ala Hz,leri erkek kişiyi-eş’i kadın kişiye-eş’e köle etmişdir,onun hayatını idame etmekle mükellef kılmışdır,kadınada sen evinde kal ve kocanın kazanıp getirdiği rızıklar ile rızıklan ve Allah’ına şükredici ve kocanada teşekkür-saygı edici ol demiş,fakat ma’alesef nerdeee;Kadın olarak,bir hazine,inci,pırlanta gibi,erkeğe nazaran daha zarif ve zayıf yaratıldığını unutmuş, kadın olmak sanki bir aşağılıkmış gibi algısıylave kafasındaki olur-olmaz şeytani ves-veselerlehareket ederek illada kocasından üstün olma,erkek üstü kadın olma kavgasına-mücadelesine girişiyor. Evdeki rahatlık kadını rehavete sürüklemiş,işini-gücünü,Yaratanına Hamd-ü senay-ı ibadetini,tesbihini bırakmış,.Kocasının;dağı-taşı kasıp-kavurarak yuvasına-karısına-çoluk-çocuğuna rızık getirdiğini,hamallık-hımarlık ettiğini unutmuş.Kocasına hürmet saygı göstermesi gerekirken onun ufak-tefek hataları ile uğraşıyor,bir çocuğa hesap sorar gibi hesap-kitab soruyor.

İlk etab’da Hanımlarımız;Bey bende çalışayım benimde ailemize bir katkım olsun ve bir an önce evin borcunu ödeyelim diye müsa’ade alıyor,haliylen sende bakıyorsun’ki bu iş tek başına olmuyor.Ben tek başıma kırk sene çalışacağıma, hanımla beraber yirmi sene çalışırım diyorsun.Ve tamam olsun diyorsun.ilkönce herşey bir aile ilişkisi içindeymiş,sanki aileye bir katkı sağlıyacakmış gibi hareket ediyor,daha sonra bakıyorsun’ki boşuna umud ettiğin ortaya çıkıyor.

Çünkü evlilik hayatı uzun va’adeli ve kah inişli,kah çıkışlı,kah düz bir güzergahdır. Ba’azen mutlu,ba’azen mutsuz,ba’azen neş’eli,ba’azen neş’esiz halin olur.Ba’azen eşinle neş’e içinde gezer dolaşırsın,ba’azende tartışır-kavghalaşırsın.

İşte o anda çok sevdiğin,hayatımda tek dayanağım dediğin,onunda bu aileye bir katkısı olsun dediğin,oda çalışsın evimize katkı sağlasın dediğin sevgili eşin; eğer çalışıyorsa ya artık bende çalışıyorum diye en ufak birşeyde sana dikleniyor;veya çalışmıyorsa ba’azı ailevi tartışmalarda; eğer ben çalışsaydım sen bunu bana kolay kolaya yapamazdın diyerek; sanki kadının çalışmış olmasının onun kocasına karşı elinde büyük bir fırsatmış gibi yansıtmaya çalışıyor.Sanki çalışan eşin gücü daha fazlaymış gibi bir algılamaya sahip oluyorlar.Öyle veya böyle herhangi bir şekilde eşin-hayat ortağın artık senin karşında bir rakip gibi duruyor.

(Sanki kadın evde olunca eve hiç katkısı olmuyormuş,sa’adece çalışıp eve para getirince katkısı oluyormuş gibi çok yanlış ve berbat bir algılama var toplumumuzda.Bu görüş madde-perest dünyasının ailelerimizin birliğine büyük bir kazığı oldu.Çünkü ilk başta katkı sağlıyacakmış gibi gözüküyor fakat hayatın ilerleyen zamanı içinde ve daha sonra ailelerin-yuvaların yıkımında,dağılmasında,çoluk-çocuğun anaya-babaya ita’atsiz olarak yatişmesinde en büyük sebeb teşkil etmiş olduğu ortaya çıkıyor)

Dünya çapında kurumların-yapıların yüzde doksanın üzerinde olan büyük çoğunluğunun temelleri maddeye endeksli olarak inşa’a edildiği gibi bu kurumlardan bir tanesi olan evlilik kurumuda bulunduğumuz mekanlarda-semtlerdede farklı bir zemin üzerine kurulmuş değildir.

Ya kadın maddenin esiri olur,kocası maneviyyatlı veya kadın maneviyyatlı,kocasıda maddenin esiri olur.Maddenin karı-kocanın ikisinide esir aldığı olayına gelince böyle ailelere birşeyler izah etmek,hani derlerya sana laf anlatmak deveye hendek anlatmakdan daha zor diye işte aynı o cinsden bir olaydır.Biz hürüz,biz hiçbirşeye esir olmayız derler,(Allah’a kul olmayız demek istiyorlar) ancak maddeye esir ve kul olduklarının farkına varamazlar,çoluk-çocuk sonu uçurum olan bir güzergaha kilitlenirler ve hiç kimsenin kendilerine müdahele etmesini istemezler ve müsa’ade’de etmezler.

Eğer koca maddeye esir, hanımıda kapalı,maneviyyatlı ise; Eş olacak olan Koca müsveddeleri, kapalı kadınların çalışamayacağının,kolay iş bulamayacağının zannıyla; hanımına senin bu halin ne böyle,bu kapalı halinle aynı köy karılarına-köylü kadınlara benziyorsun,bu şekilde avrupada rahat gezemezsin,çalışamazsın,yuvamıza,aileye katkı sağlayamazsın der. Eğer birde hanımını evlenerek Türkiyyeden getirmişse bu alemi ben yarat’dım havasına kapılarak tam zalim bir koca edasıyla vegüç benim elimdedir düşüncesiyle hareket ederek,hanımına manevi baskı uygulayarak,ilkönce hanımının başını açar ve daha sonra yarı çıplak hale getirerek iş aramaya gönderir.Ve onu çalıştırır öz karısını köle olarak kullanır.Zavallı kadının parasını gasp’ederek gidip içkiye-kumara yatırır,karısının parasıyla sağa-sola hava basar,caka satar,kafasına göre bir çeşit huzurlu zannet’diği serkeş-berduş birhayat yaşamaya kalkar.

Zavallı kadıncağız;Tüm mutluluklar,rahatlıklar Parada-puldadır ve bu imkanda ancak avrupada olur zannıyla hareket ederek avrupada çalışan bir zibidiyi kendisine eş olarak seçer ve evlenir,anasını-babasını,tüm sevdiklerini,arkadaşlarını-dostlarını ve birde güzel vatanını terk’eder,hürriyetime kavuşacağım diye Allah’ın Kur’anının yasalarına-emirlerine-Peygamberin sünnetine- değilde maddeye hicret eder ve avrupanın göbeğinde hem kocasına ve hemde maddeye esir olur.Ve böyleliklen mutluluğa koşuyorum derken,madde-perest dünyasının tuzağına kapılır.

Güya avrupada yaşıyoruz. İnsanın içinde zalimlik-gaddarlık oldukdan sonra; Ha avrupa-afrika veya Mekke-Medine olmuş ne yazar.Ebu Cehiller,Ebu Lehebler,beden gözü görüp,kalb gözleri gerçeklere kör ve beden kulağı duyup fakat kalb kulağının gerçeklere sağır nice zalimler oralarda yetişmedimi.

Ya Rabbi;gerçekleri görememekden ve duyamamakdan,insanlara zulm’etmekden, gaddarlık yapmakdan,zulm-işkence-haksızlık-adaletsizlik görmekden sana sığınırız.

Eğer eşlerin ikiside çalışıyorsa ;yani kadında,kocada çalışıyorsa evlerimiz denklerin savaşmasına sahne olacak demek’dir.Kimse kimseden aşağı kalmaz,kalmak istemez. Sen çalışıyorsan bende çalışıyorum,sen kazanıyorsan bende kazanıyorum diye durmak yok kavgaya devam,Alt’da kalanın canı çıksın diyemiyeceğim çünkü alt’da kalanlar çoluk-çocuk oluyor.Lağnet olasıca şeytanın oyun alanı geniş ve elindede bol miktarda insan-figuran malzemeside mevcud olduğundan kavgasız-gürültüsüz yer-yurt-mekan bulamazsın.Ta’abi’ki bizim gibi maddenin,zevk’in,sefanın esiri olmuşdüşüncesiz-şuursuz evli insanlar,karı-kocalar olduğu müddetce.

Alamanyada başı-boş bir hayat yaşayan gencin memleket’den avrupaya eş getirmesini ele aldık.Avrupada başı-boş bir hayat yaşayan ve memleket’den evlenerek eş getiren genç bir kızında uyguladıkları ve takındığı tavır,uyguladığı manevi işkence bir erkek eş’inkinden biraz noksan olsada maddeye alet olmakdaki gaye aşağı yukarı az-buçuk aynı yola çıkıyor.

Alamanyada başı-boş bir hayat yaşayan bir gençle evlenip senelerce anasını-babasını görmesine izin verilmeyen adeta açık hava esareti altına alınan kızlarıda ve aynı zamandada yine alamanyada başı-boş bir hayat yaşayan ve genç bir kızla evlenerek avrupaya gelip bir müddet sonra eşyasını bavulun toplayıp gece geç saat’lerde sokaklarda dolaşan kocalarıda duyduk.

Eğer biraz toparlayacak olursak:Evlenecek;Kızlara,gençlere sahip olan analar-babalar sa’adece bol paralar kazanılanacak,maddeylen mutluluk olacak diye evladlarını hiçbir manevi zemin hazırlığı yapmadan,madde-perest alemde nasıl ayakda durulur-tutunulur diye en ufak nasihat dahietmeden,kınalayarak-süsleyerek mutluluğa gönderiyoruz derken adeta madde aleminin cehennemine gönderiyorlar.

Böyle büyük hataları ma’aleseef ancak çok büyük zararlar-yıkımlar meydana gelince ve çoluk-çocukda yıkılan bu harabelerin,kazanılan paraların altında kayb’olup giddik’den sonra anlayabiliyorlar ve görebiliyorlar.Ve yine ma’alesef böyle yıkımlar sa’adece aileyi değil hem toplumu ve hemde koca devleti yıkıyor.

Haaa; şu notu özellikle buraya net bir şekilde geçeyim’ki; Bu bahset’diğim yuvalar-aileler hep az-buçuk dinini,Allah’ını,Kur’anını,Peygamberini bilen muhafazakarlardan oluşuyor.

Za’aten Müslümanın cahilliğinin meydana getirdiği zararın,toplum içindeki yaptığı yıkımın bedeli diğerlerinkinden çok daha ağır oluyor.

34-Allah’ın,(üstün akıl,güzel yönetim,fazla güç,kararlılık,istikrar,sakal, ve sarık gibi bir takım özelliklerle)bir kısımlarını diğer bir kısma karşı üstün kılmış olması ve mallarından harcamış oldukları şeyler sebebiyle erkekler,(aile içi emir ve yasak koyma hususlarında) kadınlar üzerine son derece(hakim ve)kaimdirler.İşte o iyi kadınlar (Allah-u Te’ala’ya) ita’atkar (ve kocalarının haklarına vefa’akar) dırlar ve Allah’ın (kendilerini mufakkak edip) koruması sebebiyle (kocalarının) gıyab(ında namuslarını ve malların)ı koruyucudurlar.Ama o kadınlar’ki ita’atsizlik (,baş kaldırma ve geçimsizlik) lerinden endişe etmekdesiniz; arrtık onlara (Allah’ın azabını hatırlatarak) öğüt verin, (nasihat kar etmezse,sırtınızı dönerek veya başka bir yatağa giderek) yataklarda kendilerini terk’edin ve (bu da ita’atlerini sağlamazda,yuvanın devamı için başka bir çare kalmadığını görürseniz, ozaman boşanmakdansa,yara-bere bırakmayacak şiekilde hafifce) onları dövün! Şayet(dik başlılığı bırakıp) size ita’at ederlerse, artık onlar aleyhine (eziyyet ve kınamayla alakalı) bir yol aramayın ( ve onlara karşı güç denemesi yapmaya kalkışmşayın). Şüphesiz’ki Allah daima (size karşı üstün güce sahip olan bir) Aliyy ve (suçlarınıza karşı size azab etmeyerek büyüklük gösteren bir) Kebir olmuştur.( O halde sizde eliniz altında bulunan eşlerinize zulm’etmeyip kendilerine af’la muamele yapın .)1(Keşşaf nesefi)Kur’anı Mecid ve Tefsirli Manası:Mahmud Usta-Osmanoğlu. Sure-i en-Nisa,Ayet 34

35-(Ey yetkililer!) Eğer o (karı-koca )iki(li) sinin aralarının açılmasından endişe ederseniz, o zaman bir hakem onun ehlinden,bir hakem’de bunun ailesinden (olmak üzere arabulucu olarak her ikisine birer hakem) gönderin!Eğer (karı-kocadan) o ikisi (iyi niyyet taşıyıp) bir düzeltme yapmak isterlerse, Allah (hakemlerin güzel gayreti sebebiyle) o ikisi arasında (bir kaynaşma ve ) uyum meydana getirir. Şüphesizki Allah (hakemlerin ve karı-kocanın herbirinin niyyet ve kasdını) daima (çok iyi bilen bir )Alim ve (karı-kocadan hangisinin zulme başvurduğundan tam manasıyla haberdar olan)Habir olmuşdur.Kur’anı Mecid ve Tefsirli Manası:Mahmud Usta-Osmanoğlu.Sure-i en-Nisa,Ayet 35

Bu ayeti celiler, küçük bir toplumu temsil eden aile kurumunun yönetim ve korunmasıyla ilgili önemli ip uçları vermekle birlikte, yuvanın devamını tehdit eden tehlikeleride bertaraf edecek yötemleri vuzu’uha kavuşturmaktradır.Evvela; her kurumun bekasının düzene muhtaç olduğu, düzen temininin ise bir yöneticiyle sağlanacağı hususu herkesin mağlumudur. Bunu göz önünde bulunduran Şa’ari’ Te’ala Kendi bağışı ve kulun gayretinden ibaret vehbi ve kesbi üstünlükleri sebebiyle, erkeği aile reisi olarak tayin etmişdir’ki; yöneticilerde zeka, hafıza, kuvvetli anlayış, karar ve istikrar gibi özelliklein bulunması gerektiği, bu vasıfların bir çoğunun’da ekseriyyetle erkeklere bulunduğu göz ardı edilemez. Karı-koca arasında meydana gelen sürtüşmeler, yuvanın yıkılmasına sebebiyyet verecek raddeye ulaştığında, kullarına herkesden ziyade acıyan Allah-u Te’ala bunu engellemek için a,ile reisi olan kocaya bu hususta üç merhaleli bir uygulama öğretmişdir’ki birinci basamak; kocasının meşru’u isteklerine karşı yaptığı isyanlara karşılık, ahıret’de azab olunacağına dair kadına va’az-u nasihat’de bulunmakta’dır.

Bunun etkisi görülmesi halinde başka bir yola başvurulmaz. Ama bunun fayda vermediği görülürse ikinci mertebe olarak; aynı yatak’da sırt dönmek yada başka yatağa geçmek suretiyle cimayı terk’etmek öngörülmüşdür, bunun’da netice vermediği anlaşıldığında, en son çözüm olarak hafifce dövme ameliyyesi devreye sokulmuşdur’ki bu dövmenin şiddetli ve peş-peşe olmaması, aynı yere rast gelmemesi, yüz gibi kıymetli uzuvlardan sakınılması, kamçı ve sopa gibi aletler kullanılmayıp, el, mendil ve misvak gibi hafif şeylerin tercih edilmesi tavsiyye edilmişdir. Tabi’iki bu, Karı-koca arasındaki normal ilişkilerde ve basit münakaşalarda söz konusu olmayıp, ancak boşanmaya sebebiyyet vercek derecede önemli geçimsizlikler vuku’u bulduğunda başvurulacak bir ymöntemdir. Yinede Rasu’ulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Hanımlarını dövenler asla sizin hayırlılarınız değildir.” (Beyhai, es-Sünenü”l-Kübra, No:14775,7/ 496 buyurarak evla olanın,ne olursa olsun dövmeye teşebbüs etmemek olduğuna işaret etmişdir’ki, Rasu’ulüllah (s.a.v) in’de hayatı boyunca bişr kadına el kaldırmak bir yana, incitici bir söz dahi söylediği rivayet edilmemişdir. Buda çözüm getirmediği takdirde yine boşanmaya başvurulmayıp, iki tarafdan’da rabulucu hakemler tayin edilmesi yetkilelere emr’edilmişdir.(Hazin-Alüsi)

Günümüz mealcilerinin ekserisi bu ayet-i kerimelerin doğru manasını açıklamışlarsa’da, bir iki tanesi, güya İslam’ı kötü göstermemek adına tenzih yapayım derken tahrife düşmüş ve kimi:”Darb” kelimesinin geçtiği cümleyi: “....nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin” şeklinde tercümeye kalkışmışdır. Bu mana; burada olduğu gibi, “Darb” kelimesinin harf-i cersiz kullanıldığı yerlerde lügat açısından hiçbir temeledayanmamakla beraber; yuvanın dağılmaması için bu kadar önlemler alan dinimizin hedeflediği gayeyle taban tabana zıt’dır.Zi’ira kadınları evden çıkarmak ve başka yere göndermek, tamamen kontrolsüzlük ve soğukluk sebebi olabileceği gibi, asr-ı sa’adet’den günümüze kadar din adına böyle bir uygulama duyulmamışdır.Şayet bu mana doğru kabul edilecek olsaydı, elbet bu güne kadar bunu anlayıp tatbik sahasına çıkaran bir alim olurdu. Kimi’de:”...ve sonra onlarla ilişki kurun” şeklinde terceme etmişdir.Evet! Bu manaya yakın bir anlam bazı lügatlar’da mevcutsa’da bu, Rasu’ulüllah (s.a.v) den bu güne dek nakl’edile’gelen bir mana olmadığından bu makamda uydurma sayılabileceği gibi, emr’edilen merhaleler arasında’da uygun bir yer bulamamakta’dır.Zi’ira nasihat’den sonra yatakların ayrılması emr’edilmişken, bu iki çözümün sonuç vermediği yerde cima emrinin verilmesinin,daha sonra’da: “İta’at etmeleri halinde onlara karşı bir yol aramayın” buyrulmasının manasını bize hangi akıllı açıklayabilir? Bu hususda geniş talimat için bakınız:Ruhu’l Furkan: 5/74-93

19-O kimseler’ki, iman etmiş olan kimseler içerisinde (zina ve iftira gibi) o pek çirkin hasletlerin (haberinin) yayı (lıp duyul) masını istemektedirler; gerçektende onlar için dünyada ve ahıret’de çok acı verici büyük bir azab vardır. (Nitekim onlardan bir kısmı dünyada çolaklık, körtlük ve had cezasına çarpılma gibi belalara uğramışlardır. Ahıret’de yerleri ise cehennemdir!) Allah (kalblerdeki istek vekasıtlar dahil her şeyi hakkıyla) bilmektedir,sizler ise (Allah-u Te’ala’nın bidiklerini) bilememektesiniz.Kur’anı Mecid ve Tefsirli Manası:Mahmud Usta-Osmanoğlu.Sure-i en-Nur,Ayet 19

26-Kötü kadınlar (ve sözler) kötü erkeklere mahsus’dur, kötü erkekler’de kötü kadınlara ait’dir. Temiz kadınlar’da temiz erkeklere mahsustur, temiz erkeklerde temiz kadınlara ait’dir. (Ancak bunların bir-birleriyle evlenmeleri yakışık alır.)İşte sana! O (temizlerin temizi olan Habibimin nikahı altında bulunan) lar, bun(ca münafık) ların söylemek’de oldukları şeylerden tamamen temiz tutulmuşlardır. Onlar(ın beşeriyyet gereği kaçınamadıkları günahları ) için büyük bir mağfiret ve (kendileri içn cennet niğmetleri gibi) pek değerli yüce bir rızık vardır!Kur’anı Mecid ve Tefsirli Manası:Mahmud Usta-Osmanoğlu.Sure-i en-Nur,Ayet 26

Demek’ki Allah-u Te’ala kişinin azimle kalbinden geçirdiği kin,haset ve kötü haberlerin uyayılmasını arzulama gibi şeylerden dolayı ona ceza verebilir, ama bizler arzu ve istekleri sorgulamaya kalkamayız, ancak gördüğümüze göre davranırız!

32-Ey Peygamber hanımları!Siz (Benim kat’ımda) kadınların hiçbiri gibi değilsiniz! Eğer siz (Allah-u Te’ala’nın hükmüne ve Rasulünün rızasına muhalefet’den) hakkıyla sakınır (daim olur)-sanız (, sizin sevabınız Benim Kat’ımda diğer tüm saliha kadınlarınkinden daha değerli olur)! Artık siz (erkeklerle perde arkasından konuşmanız icab ettiği zaman) sözü yumuşatmayın’ki kalbinde (zinaya mehil gibi) bir tür hastalık bulunan kişi (boş yere) ümitlenmesin! Böylece siz (muhatablarınıza, şüphe ve töhmet’den son derece uzak,biraz sert amma din’en ve aklen) iyi bilinen bir söz söyleyin!

Nikahları ebediyyen yasak olan annelerimiz konumundaki ezva’ac-ı tah’hirat ile, bütün peygamberlerin ashabından daha hayırlı olan Rasulüllah(sav)’in ashabı arasında geçen konuşmalarda bile bu emre riayetin söz konusu olmasından anlamalıyız’ki, fitne-fesadın zirveye ulaştığı şu günümüzde, Müslüman kadınların,gerektiğinde zaruriyyet miktarıyla sınırlı olarak’da olsa,yüz-yüze veya telefon gibi görüşme vasıtalarıyla yabancı erkeklerle konuşurlarken çok daha dikkatli olmaları gerekir!

33-(Ey peygamber hanımları! Zaruri bir ihtiyacınız olmadığı sürece) evlerinizde karar kılın! Evvel’ki cahiliyyet ( devri kadınlarının) yürüyüşüyle sizde salınarak,kırıtık ve işveli bir halde yürümeyin! En önceki cahiliyyet açılıp-saçılmasıyla sizde açılmayın ( ve örtülmesi gereken uzuvlarınızı göstermeyin)!/ O (farz) namaz(lar)’ı dosdoğru kılın, zekatı verin, (diğer tüm emir ve yasaklarında) Allah’a ve rasulüne ita’at edin! Ey (en şerefli hane halkı olan) Ehl-i Beyt! (Bu emirleri vererek) Allah sizden ancak o (günah) kiri(ni) gidermek ve sizi (tüm kötülüklerden) tam bir temizlemeyle arındırmak istiyor.

34- Siz evlerinizde, Allah’ın ayetlerinden ve (Kur’an-ı Kerimin manalarını beyan eden hadis-i şerifler ve tefsir ilmi gibi) o hikmet’den ard-ard’a okunmak’da olan şeyleri (ezberleyip) hatırda tutan/ (insanlara va’az-u nasihat tarikiyle) anlatın/! Şüphesiz’ki Allah daima (din ve dünya hususunda yararlı olan şeylerin en ince noktalarına kadar herşeyi hakkıyla bilen bir) Habir olmuştur. (Bu yüzden Peygamberliğe Muhammed (sav)’i, Ehl-i Beyt olmayada sizi münasip görmüşdür.)

35-( Ey müslüman kadınlar! Erkekler hakkında duyduğunuz müjdelerden dolayı ve peygamberlerimin hanımları hakkında zikr’ettiğim faziletler yüzünden sizde bir hayır olmadığını zannederek ümitsizliğe kapılıp üzülmeyin! Zira Allah-u Te’ala’nın bütün hükümlerine boyun eğerek) İslam’a giren erkekler ve islama giren kadınlar,(inanılması gereken mes’elelerin tamamına) iman eden erkekler ve ita’at eden kadınlar, (niyyetlerde,sözlerde ve fiillerde doğruluğu şi’ar edinmiş) sadık erkekler ve sadakatlı kadınlar, (kaz’a ve kader gereği karşılaştıkları zorluklara, özellikle’de hanımlarından gördükleri sıkıntılara) sabreden erkekler ve (tüm musibetlere, özellikle kocalarından çektiklerine) sabreden kadınlar, (namazda sağa-sola bakmayan ve kendilerini insanlardan üstün görmeyip, bu tevazuyu dışa vuran) huşu’lu erkekler ve huşu sahibi kadınlar, (farz olan zekat-ı ve nafile olan sadakaları) bağış yapan erkekler ve bağışta bulunan kadınlar, (farz ve nafile olarak) oruç tutan erkekler ve oruçlu bulunan kadınlar, tenasul uzuvlarını (zina,livata ve lezbiyyenlik gibi haramlardan) koruyan erkekler ve muhafaza eden kadınlar, (hem dilden ve hem’de kalb’den tesbih, tahmid, tehlil getirerek, Kur’an okuyarak ve islam-i ilimlerle meşgul olarak) Allah’ı çokca zikr’eden erkekler ve zikir yapan kadınlar, şüphesiz Allah bunlar’(ın işledikleri günahlar) için büyük bir mağfirret ve(ta’atlarına karşılık olarak’da) pek büyük bir mükafat hazırlamış’dır.Kur’anı Mecid ve Tefsirli Manası:Mahmud Usta-Osmanoğlu.Sure-i el-Ahzab,Ayet 32-35

-O (böbürlenen şımarık) kimseler’ki: hem cimrilik yaparlar, hem’de insanlara cimriliği (tavsiyye ve) emr’ederler ve Allah’ın fazlından kendilerine vermiş olduğu (zenginlik ve ilim gibi) şeyleri gizlerler. Biz’de o kafirler için çok alçaltıcı büyük bir azab hazırlamışızdır.

-“Şüphe yokki Allah-u Te’ala kadınlara karşı iyilikde bulunmanızı sizlere emir ve tavsiyye eder. Çünkü onlar(ın bazıları) sizin analarınız,kızlarınız ve teyzelereniz.hadis-i Şerif, taberani, el-mu’cemü’l-Kebir)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Sizden Gelenler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya’dan Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya’dan Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Sakaryaspor'un 1. lige çıkacağına inanıyor musunuz?

YÜKLENİYOR