İSLAM’IN CİNLER’E BAKIŞI
Reklam
Hasan Karagüzel

Hasan Karagüzel

Dini sohbetler.

İSLAM’IN CİNLER’E BAKIŞI

09 Aralık 2016 - 15:33 - Güncelleme: 09 Aralık 2016 - 15:37

İSLAM’IN  CİNLER’E BAKIŞI

                                                            

 

Kur’an-ı Kerim’de el-Cin adında müstakil bir süre olup cinne, cân ve cin kelimeleri geçmektedir. Bunlardan “ delilik” anlamındaki cinne üç yerde “cin topluluğu”, cân iki yerde “yılan”, beş yerde “cin” anlamına gelmektedir. Yirmi iki yerde geçen cin kelimesi de melek ve insan dışındaki üçüncü varlık türü karşılığında kullanılmıştır.

 

Kur’an-ı Kerim’de verilen bilgilere göre cinlerde insanlar gibi Allaha kulluk etmeleri için yaratılmıştır. Cinlere de peygamber gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı etmemiştir. Son peygamber Hz. Muhammed, insanlara olduğu gibi cinlere de İlahi emirleri tebliğ etmiştir. Cinler insanlara nispetle daha üstün bir güce sahiptirler. Mesela kısa sürede uzun mesafeleri kastedebilir, insanlarca görülmedikleri halde onlar insanları görür, insanların bilmediği bazı hususları bilirler; fakat gaybı onlar da bilemezler. Gökteki meleklerin konuşmalarından gizlice haber almak isterlerse de buna müsaade edilmez. Evlenip çoğalırlar. İblis de cinlerdendir ve insanların yanı sıra cinlerden de yardımcıları vardır. Bazı cinler Hz. Süleyman’ın emrine girerek ordusunda hizmet görmüş, mabed, heykel, büyük çanak, kazan gibi nesnelerin yapımında insanlarla beraber çalışmışlardır.

 

Farabi, insanların aksine cinleri konuşmayan ve ölmeyen canlılar olarak kabul eder. İbn Sina, Fahreddin er- Razi ile onun görüşüne katılan bazı âlimler cinin sadece adını kabul edip dış dünyadaki varlığını inkâr ettiği sonucuna varmışlardır. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır İbn Sina-nın söylediği bu sözden cinlerin varlığını inkar ettiği sonucunun çıkarılamayacağını belirtmiştir (Hak Dini,VII,5387). İbn Haldun, duyularla algılanamadıklarından ve neye delalet ettikleri bilinemediğinden Kur’anda geçen melek, ruh, cin gibi kavramların müteşabihattan (mahiyeti bilinmeyen) kabul edilmesi gerektiğini söyler.

 

Çağımızda cinlerin mahiyetlerinin, “ateşe karışan” (maric) varlıklar olmaları (Rahman 55/15) dikkate alınarak karbon asidinden, ışınlardan, bazı hadislerde hastalıkların sebebi olarak gösterilmeleri dikkate alınarak mikroplardan ibaret olduğu tarzında bir takım görüşler ileri sürülmüşse de (Reşid Riza III,96, Ahmed Hulusi s. 61-72, Ateş,s.19-20) bunlar ilmi bakımdan temellendirilememiş bazı teoriler niteliğindedir.

 

Cinlerin mahiyeti hakkında naslarda ateşten yaratıldıklarının ötesinde bir bilgi mevcud değildir. Bir görüşe göre insan topluluklarına kendi türlerinden peygamber gönderildiğini bildiren ayetle (el- İsra, 17/ 94-95) insan ve cin topluluklarına içlerinden peygamberler gönderildiğine işaret eden ayeti (el-En’am 6/130) dikkate alarak cinlere gönderilen peygamberlerin cin türünden olduğunu savunmuşlardır. Âlimlerin çoğunluğu ise insanlara gönderilen peygamberlerin aynı zamanda cinlerinde peygamberi olduğu görüşündedir.

 

Kur’an-ı Kerimde çeşitli milletlere gönderilen peygamberlerin kendi içlerinden seçildiği ve kendi dillerini konuştuğu önemle vurgulandığına (el-Bakara 2/129,151, İbrahim 14/4) ve, “Ey cin ve insan toplulukları! Size içinizden peygamberler gelmedimi?”(el-Enam 6/130) mealindeki ayetlere bakarak cinlere gönderilen peygamberlerin kendi türlerinden olduğu tarzındaki görüşü tercih etmek mümkündür. Hz. Peygamberin cinlere de gönderilmiş bir peygamber olduğu için “Resülü’s – sekaleyn” unvanını alması ve cin süresinde görüldüğü üzere vahyinin cinleride kapsaması ona has bir meziyet olarak telakki edilebilir.

 

(Konuya devam edeceğiz)

Bu yazı 346 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar