Dünya üzerinde paralı asker tabiri milattan öncelere kadar devam eden süreçte hep varlığı olan gerçek oluşumdur.
Bunu Türkiye olarak bizlerin kabullenmemesine karşın, Osmanlı'nın beylik zamanında Doğu Romanya'da bir süre 3000 askerle gerçekleştirdiğimizi unuturuz.
Yada milattan evvel Bthynia Krallığı olarak bilinen Yunan tarihçilerine göre, Kocaeli, Sakarya, Bilecik, Yalova, Bursa arasında kurulmuş Türk devletinde de şahit oluruz.
Daha fazla tarihten örnekler verebiliriz mecburiyet veya gereklilik adına ama şimdilik bunları beni izleyenlerin araştırması daha kolay olacaktır.
Asıl konumuza gelirsek, devletler üç türlü savaşırlar;
Birinci aşaması düzenli ordular ile
İkinci aşaması halk içinden düzensiz çeteler ile
Üçüncüsü ise kiralık paralı askerler ile.
İlk ikisini Kurtuluş Savaşı'nda bu asil halk gerçekleştirmiş olmasına rağmen, pasifte olsa özel güvenlik firmaları üçüncü şıkkı oluştururlar.
Peki bu kadar pervasızca inanç, örf anane düşüncesi olmayan dünyadaki zalim kiralık katiller gibi gezen paralı askerlere karşın devletimiz neden böyle bir oluşumu örf ananelerimiz nezdinde imanlı insanlardan müteşekkil olarak devletimizde oluşmasına izin vermezler..?
Neden sadece silahlı kapitalist bankaları koruyan paralı köleliği uygun görürler iken, ağır silahlar ile donatılmış özel orduların kurulmasının önünü açmazlar..?
Korkunç bir teklif olarak gelebilir sizlere ama, yarın bir gün Allah muhafaza işgal durumuyla baş başa kalındığında, imanlı gençlerden oluşan böyle düzenli özel kurumlar zamanındaki halk direnişi ile olan zaiyatlarımızı en aza indirgeyerek, kısa sürede oluşturulmaya çalışılan işgalleri sonuçsuz bırakabilirler.
Hem dış devletlerde oluşturulmuş bu şekildeki katillere karşın da bir önlem olarak bunun tesis edilmesi daha verimli bir durum olmaz mı..?
Artık hükümetimiz eğer ki en az 4 milyonluk bir ordu oluşturmayı masraf olarak görüyor ise, bu teklifimin hiçte yabana atılmayacağını düşünüyorum.
Bu tarz kurum ile valilerin, veyahut kaymakamların emrinde özel hizmetler adı altında satın almalar yapılabilir .
Peki sizce bu fikir, hele hele böyle bir sıkıntılı dönemde milyonların işsiz kahve köşelerinde harap olmasına engel olmaz mı..?
Gelecek umudu olmayan insanlara bir amaç verelim.
Mesela Katar devletine 5000 asker yollamak yerine böyle bir şirketin konuşlanması misyon olarak daha faydalı olmaz mıydı..?.
Ya da Irak'ta bizim böyle bir şirketimizin varlığı Musul, Kerkük veya Kuzey Irak'ta bize karşı konuşacak kişilerin yokluğunu sağlamaz mıydı..?
Bazı gerçekler acıdır, hem de hissettiğimizden daha acı ama, dediğimiz gibi gerçek.
Bu belki de global dünya dedikleri oluşumun bizi mecbur kıldığı bir durumda olabilir. Mecbur yada değil, güçlü bir devlet pasif bir toplum ile muhafaza edilemez.
Ülkemizde zikredilen 8 milyon işsize karşın böyle bir iş sahası hem işsizliği sıfırlayacak, hem de güçsüz devletlere güç katıp, bizim o bölgelerdeki ağırlığımızı artırıp, dünya ekonomisini yönlendiren güçleri bize mecburen haraç ödemek zorunda bırakacak.
Şunu unutmayalım ki; bombalarla da olsa ülkeler tamamen yok edilemezler, işgal kara harekatları ile sonuca ulaştırılabilir.
Bunu yapmak için ise bizim taşıdığımız yüreği inanın ki dünyada hiçbir toplum taşımaz.
1960'lı yıllarda Almanya serüvenine çıkan işsizler ordumuz, şuan o bölgelerde ekonomik güç haline dönüştüler.
2000'li yıllarda ise böyle bir işsizler ordumuz hala mevcut ama, dünyada ekonomik değil savaş dönemine girdiğimiz için bu ordumuzu günümüz şartlarına uygulamak zorundayız sanırım.
Bu sadece aklımdaki fikir fırtınasının yazıya yansımasıdır. Hiç kimse kabul etmeye yada etmemeye zorlanamaz. Sadece insan olarak düşünmeye sevk eder.
Sevgi ve saygılarımla
Murat MALKOÇ