Kral Çıplak

- 03-10-2015 04:28

Yazın gelmesiyle uzun zamandır ara verdiğim "Pazartesi yazılarıma" tekrar başlıyorum. Umarım paylaştığım düşüncelerim sizlerin nazarında olumlu karşılık bulur.

Bir düşünür " lider olunmaz, lider doğulur" demiş. Bende aynı şekilde düşünüyorum. Ne eğitim, ne öğretim nede birilerin itelemesiyle lider olunmuyor. Liderlik bence diğer insanlardan ayıran bir dogma. Kişinin fıtratında olan ona has ve onu özel kılan farklılığındandır.

Bütün liderlerin ortak noktası, yetenekleri ve becerilerinin ortaya çıkması bir olay sonucunda meydana gelmesidir. Örneğin; Hz. Musa'nın yeteneklerini ortaya çıkarabilmesi için İsrail halkının Mısırda esir olması ve firavunun zulmüdür. Keyhüsrevin inanç ve basiretini kavramak Perslerin Medler tarafından ezilmesi sonucunda olmuştur. 1.Dünya savaşı M.Kemal ATATÜRK' ü, 1930 ekonomik krizi İtalya'da Mussolini ve Almanyada Hitleri. 2. Dünya savaşı Sovyet Rusyada Stalini, Yugoslavyada Titoyu, Fransada general Charles de Gaulle ve Kübada Castroyu. Türkiyede Menderesi. 27 Mayıs ihtilali Süleyman DEMİREL' i. 12 Mart Bülent ECEVİT'i. 12 Eylül Turgut ÖZAL'ı. 28 Şubat Recep Tayyip ERDOĞAN' ı üretmiştir.

Bu karaktere sahip nice insan uygun şartlar ve olaylar ile çevre, sosyal, kültürel ve ekonomik sebeplerden ötürü fark edilemeden harcanıp gitmiştir.

Lider karakterli insanlar üretkendirler . Ekip çalışmasına yatkındırlar. Ama zor insanlardır. Çünkü biraz bencil, birazda egoları yüksek sinirli tiplerdir. Etrafındaki insanların kendi isteklerinin yönünde hareket etmelerini beklerler. Genelde haklı taraf olarak kendilerini görür ve çevresinin de böyle kabul etmesini beklerler dolayısıyla aynı ortamı paylaşmak ve birlikte çalışmak kolay değildir. Zor ikna olurlar, uzlaşıncaya kadar etrafındaki insanların burnundan getirirler. Ancak ikna olduklarında bir daha asla sorun çıkarmaz uzlaşmaya sadık kalırlar. Güvenilir insanlardır. Birlikte oldukları insanları satmazlar. En zayıf yönleri öfkelerini kontrol etmedeki zafiyetleridir.

Her şeyde olduğu gibi liderinde iyisi ve kötüsü vardır. Lider olmak için sadece uygun karaktere sahip olmak yeterli olmaz. . Bir liderin iyi veya kötü olduğunu anlamak çok zor değildir. Birlikte çalıştığı ekibe bakmak yeterlidir.

İyi lider; etrafında vicdanlı, vizyon ve feraset sahibi, donanımlı insanların olmasını tercih eder. Öz güven ve cesarete sahip bu tip insanlar liderin kimi zaman vicdanı, kimi zamanda mantığı olur böylece onun hatalı ve haksız kararlar vermesine engel olurlar. Kendisine gerektiğinde "hayır ve bu hususta doğru düşünmüyorsunuz " diyebilen kadro ile çalışmayı tercih eden kişiler "iyi lider" kategorisi içinde yer alırlar. Bu tip liderler kendi konumlarından yana kaygı duymazlar. Kişileri değil olayları sorun olarak görürler bu yönde çözümler üretirler. İkna olduklarında kendi fikirleriyle başkalarının fikirlerini ortak bir noktada birleştirerek, ortak akıl ürete bildiklerinden liderliğini yaptıkları topluluğu ve kurumu daha ileriye götürür, gücüne güç katarlar.

Kötü lider ise; Kadrosunu sığ kişisel hesaplar içinde olan, donanımsız küçük karakterli insanlardan kurarlar. Egolarını, öfkelerini doyumsuza yaşarlar, kararlarını tartışacak insanları yanında olmasını asla istemezler. Onlar için önemli olan mevcut statü ve makamın getirdiği maddi, manevi getirinin devamıdır. Dolayısıyla kaygıları tamamen kendi menfaatleri yönünde ağırlık kazanır.

Temsil ettiği kitleyi bir inanç veya ideoloji ile hipnotize edebildiği, teşkilata olan bağlılığın lidere biat ve itaat etmeyle bağlantılı olduğu safsatasını sürdürebildiği sürece ayakta kalabilir. Bunun içinde kendisine rakip gördüğü kişileri karalamak, itibarsızlaştırmak ve tasfiye etmek onların önceliği içinde yer alır.

Bununla ilgili yaşanmış bir inanç ve ideoloji ile hipnotize etmeye güzel bir örnek vermek istiyorum. Bir sendikanın genel başkanlığına aday olan zatı muhteremin, genel kurulda yaptığı konuşmasında en fazla alkış aldığı ; "en büyük hedefim üç hilal bayrağını .........Kalesine dikmektir. Allah nasip ederse bunu birlikte başaracağız" sözleri olmuştu. Ayakta alkışlayan büyük çoğunluk içinden kimse ; Ya....kardeşim sen Sendika başkanlığına mı adaysın, siyasi parti genel Başkanlığına mı veya, ya.. bırak palavrayı o dediğin şehirdeki kalenin burçlarında Türk bayrağı dalgalansın bize yeter demedi. Demeyi bile düşünmedi. Çünkü bir ideoloji ve inanç ile hipnotize edilmişlerdi.

Farklı düşünenler, karşı gelenlerolmadı mı.? Elbette oldu. Bunlar seçimden hemen sonra karalama, itibarsızlaştırma saldırılarının muhatabı oldu, kimi direndi, kimi tasfiye edildi. Kimi çekti gitti, kimidede dışlanmamak için bu ahlaksızca saldırılara karşın mücadele etme yerine susmayı tercih etti.

Etrafımızda genelde en fazla aşina olduğumuz lider tipleri, ne yazık ki kötü liderler oluşturmaktadır. Bu tip liderler kendilerini dünyanın merkezine koyduklarından, bütün yolların kendisine çıktığına inandıklarından ortak aklı ihmal ettikleri için temsil ettiği kitleyi daha ileriye taşıyamazlar. Zaten öyle bir dertleri de yoktur. Gün gelir, etrafındaki yalakalar birden kaybolur. Eski kral öldü yaşasın yeni kral diyecek, yalakalık yapacak yeni lider peşine düşerler.

Sözün özü ; Yeni fikirlere ve gelişime açık, kral çıplak diyecek insanları hazmedebilen, onları hain veya tuzluk olarak isimler takmayan liderlere ihtiyacımız var.

Bu tip liderlere en fazla emekçilerin ihtiyacı vardır. Çünkü emekçilerin bir araya gelerek kurdukları örgütler olan sendikalar, toplumun en geniş kesimini ortak duygu, düşünce ve beklentilerde bir araya getiren kurumlardır. Gençlik örgütleri ile koordine olabilmiş bir sendikal yapı ülke siyasetini şekillendiren en önemli iç dinamiği haline gelir.

Mesela ben; 4688 sayılı çakma sendika kanunun çalışanları bölerek küçültme düşüncesine karşı çıkan, bu yasa ile sendikacılık yapılamayacağını açıkça ortaya koyan, KİT lerde görev yapan kamu çalışanlarının farklı iş kollarına bölünüp 4 federasyon çatısı altında toplanmasına karşı gelen ve tek federasyon çatısı altında bir araya gelmesi gerekir diyen bir sendika lideri özlemi içindeyim. Tek sendika çatısı altında derken kast ettiğim, farklı konfederasyona bağlı ama o konfederasyonda tek federasyon çatısı altında bir araya gelinmesidir.

Örneğin. Ülkemizde 399 Sayılı KHK ye göre çalışan KİT Personeli 4 federasyon çatısı altında bir araya toplanmıştır. Şimdi X Konfederasyon içinde yer alan federasyon genel başkanlarından biri ortaya çıksa, bu halimiz ile sayısal olarak kamu çalışanları arasında çok az ve önemsenmeyecek bir rakamlara geldik. Mali ve sosyal haklarımızı düzenleyen kanun aynı, harcırah, disiplin ve personel yönetmeliğimizde aynı o zaman neden 4 federasyona bölünüyoruz, KİT çalışanlarını bir federasyon çatısı altında toplasak daha yüksek rakamlara sahip sendika olarak sözde toplu sözleşme masasında yer alsak belki daha fazla haklar alabiliriz. Ben bu düşünce yönünde koltuğumdan feragat etmeye hazırım dese.

Tabi ki bunu söyleyecek sendika Genel Başkanı bulmak zor. Bulsakta 4688 e göre bu mümkün değil. Önce kanun sonra zihniyet değişmeli. Ama mutlaka değişmeli.. Çünkü KİT lerde ki istihdam her yıl azalmaktadır. 1988 yılında KİT’ lerde çalışan personel sayısının 607 bin 202 iken, 2002 Yılında 330 bin, 2014 de 125 bin 445 gerilemiştir. Bu personelin sadece 4 bin 571'i memur, 45 bin 293'ü sözleşmeli personeldir. Diğerleri işçi statüsünde görev yapmaktadır. Yani bir başka değişle KİT lerde görev yapan kamu çalışanlarının toplam sayısı neredeyse İstanbul’da görev yapan Öğretmenler kadar diyebiliriz. Hal böyle olunca birde 4 federasyona bölününce başta konfederasyonun büyük sendikaları olmak üzere kimse KİT personelini adam yerine koymuyor.

Bu yıl yapılan toplu sözleşmeye baktığınızda haklılığımı göreceksiniz. Eğitim, Büro ve Sağlık iş kolunda görev yapan personele özel iyileştirmeler sağlanırken KİT personelinin en önemli sorunu olan vergi oranlarında dahi en ufak lehimizde bir iyileştirme yapılmamıştır. Yıl içinde ortalama vergi oranımız %23 civarında olduğundan 2016 yılı için verilen %11.3 oranında iyileştirmeden bize düşen pay %3 dür. 2017 yılı için %7 oranında yapılacak iyileştirmeden cebimize yansıyan artış oranı % - 1 civarında olacaktır. Bunlara ek olarak ne fazla mesai ücreti, ne temel ücretler tavanlarında, nede eğitime karşılık gelen unvanlara intibakımız hususunda hiç bir değişiklik yapılmadığı gibi bir önceki toplu sözleşmede elde ettiğimiz haklarımız bile geriye gitmiştir.

Örnek vereyim de bazıları nedir diye düşünmesinler. T.C Devlet Demiryollarında görev yapan kamu çalışanlarına daha önce ellerinden alınan eş ve çocukları için yılda iki defa ile sınırlı olmak üzere ücretsiz seyahat hakkı verilmişti. Bu yılki toplu sözleşmede çocuklar için yaş sınırı getirildi. TCDD bağlı ortaklıklarda görev yapan personele yine yurt dışı permi hakkı tanınmadı.

Eğer okunacağına inansam eksiklilerin hepsini yazmaktan imtina etmem. Ama okunmayacağını düşündüğüm için boşuna zaman ve emek harcamak istemiyorum. Arkadaşlardan da zaten bu yönde eleştiri alıyorum. Yazının uzun olduğu görüldüğünde caydırıcı bir etki oluşuyor ve okunmuyormuş. Dolayısıyla burada kesiyorum. Kalın sağlıcakla.

Cihat KORAY.

Günün Diğer Haberleri