Safevî Tarikatı'nın Şiî bir renge bürünmesi ve müritlerin kılık değiştirme geleneğinin başlaması, Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar dönemlerinde gerçekleşmiştir. Bu dönemde Safevîlere "Kızılbaş" denmesi de ilk kez ortaya çıkmıştır. Erdebil Sufîleri tarafından Pir ve hatta Tanrının zuhuru olarak bilinen Şeyh Haydar, başına on iki dilimli kızıl bir külah giymiş ve müritlerine de aynı tacı derecelerine göre giydirmiştir. Bu külah, Tac-ı Haydarî olarak adlandırılmıştır ve her dilim bir imamı temsil etmektedir.Ancak bu külahın Ali'nin kendisine görünmesi sonucu rüyasında kabul ettiği bir nedenle giyildiği iddiası doğrulanamamıştır. Joseph Von Hammer'a göre, Şeyh Haydar'ın taraftarlarına dış görünüş ayrımı yapmak amacıyla kızıl külah giydirdiği ve bu nedenle sonraları taraftarlarına ve İranlılara "Kızılbaş" denildiği belirtilmektedir.Kızılbaş kelimesi zamanla farklı anlamlar kazanmış olsa da, önemli olan husus, bu terimin Şeyh Haydar'dan sonra Şah İsmail'i ve Safevîleri destekleyen Türklerin ortak adı olarak kullanılmasıdır. İranlılar ise "kızıl" sözcüğünün "altın" anlamına geldiğini ve Kızılbaş teriminin vaktiyle giydikleri altın serpuşlardan kaynaklandığını ifade etmişlerdir.Bu bağlamda, Kızılbaş terimi tarihsel süreç içinde farklı anlamlar kazanmış olsa da, özellikle Şah İsmail ve Safevîleri destekleyen Türklerin ortak adı olarak kullanılması dikkat çekicidir. Bu terimin kökeni ve kullanımı konusunda farklı görüşler olsa da, tarihsel bağlamda önemli bir yere sahiptir.