Tarih Sahnesinde Bir Trajedi: Sultan Abdülaziz’in Ölümü Üzerine Kısa Bir İnceleme
Merhaba sevgili okuyucular, bugün sizlere Osmanlı İmparatorluğu'nun 32. Padişahı ve 111. İslam Halifesi olan Sultan Abdülaziz Han'ın ölümünden bahsetmek istiyorum. Sultan Abdülaziz’in ölümü, tarihçiler ve araştırmacılar arasında hâlâ tartışmalı bir konudur. Bazı kaynaklar onun intihar ettiğini belirtirken, bazıları ise suikasta uğradığını savunur. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süreçte tahta çıkan 36 padişahın her birinin ölüm sebepleri birbirinden farklılık göstermektedir. Kimi padişahlar Yeniçeriler tarafından infaz edilmiş, kimileri kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş, bazıları ise savaş meydanında şehit düşmüştür. Ancak Sultan Abdülaziz’in ölümü, diğer padişahların ölümlerine kıyasla oldukça farklı bir nitelik taşımakta ve hala gizemini korumaktadır. Genel kanının aksine, padişahların hayatlarının her zaman refah ve zenginlik içinde geçtiği düşüncesi yanıltıcı olabilir. Tarih boyunca bazı Osmanlı sultanları, maddi refahtan ziyade akıl sağlığını koruma ve hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kalmıştır. Sultan Abdülaziz’in ölümüne ilişkin en dikkat çekici hususlardan biri, onun intihar etmek için herhangi bir nedeninin bulunup bulunmadığı ve ölümünün ardındaki akıl sağlığı durumunun ne olduğu sorusudur.
Sultan Abdülaziz’in kişisel özellikleri incelendiğinde, onun sanata ve spora olan ilgisiyle dikkat çeken, yeniliklere açık ve oldukça sosyal bir kişilik olduğu görülmektedir. Sanatın hemen her dalına duyduğu ilgi, onun kültürel anlamda zengin bir kişiliğe sahip olduğunun göstergesidir. Bununla birlikte, spora olan merakı ve fiziksel aktivitelere düşkünlüğü de dönemin padişahları arasında onu farklı bir konuma yerleştirmiştir. Sultan Abdülaziz’in saltanatı sırasında hayata geçirilen bazı kurum ve kuruluşlar, Osmanlı Devleti’ne önemli katkılar sağlamış ve sonraki padişahların yönetim süreçlerini kolaylaştırmıştır. Ayrıca, Osmanlı tarihinde bir ilke imza atan Sultan Abdülaziz, yabancı bir ülkeye seyahat eden ilk Osmanlı padişahı olmuştur. Bu yenilikçi tutumu, onun vizyoner bir lider olduğunu göstermektedir.
Bu bağlamda, böylesine sosyal, hayat dolu, sanata ve spora önem veren bir padişahın intihar etmiş olma ihtimali, tarihçiler ve araştırmacılar arasında hala tartışılmaktadır. Sultan Abdülaziz’in ölümü, Osmanlı tarihindeki en gizemli olaylardan biri olarak önemini korumakta ve bu konuda yapılan çalışmalar, dönemin siyasi ve sosyal dinamiklerini daha iyi anlamamıza katkı sağlamaktadır.
İntihar Etme İç Güdüsü Genetik Geçebilir mi?
İntihar davranışının nörobiyolojik mekanizmaları üzerine yapılan genetik ve epidemiyolojik araştırmalar, intihar eğiliminin genetik faktörlerden etkilendiğine dair güçlü kanıtlar ortaya koymaktadır. Aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları, intihar riskinin genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Aile çalışmaları, intiharın aile içinde genetik geçişle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışmalar, aile bireyleri arasında intihar riskini artırabilecek riskli aday genlerin varlığını göstermiş ve genetik geçişin genel popülasyondaki riskten farklı olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmalar, çevresel etkenlerin yanı sıra genetik faktörlerin de intihar riskini belirlemede etkili olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışmalar intihar davranışının sadece psikiyatrik bozukluklardan kaynaklanmadığını göstermiş ve genetik faktörlerin intihar riskini belirlemede önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur.[1]
Midhat Paşa Hatıratlarında Ne Diyor?
Seraskerlik görevini üstlenerek İstanbul’a (Dersaadet) gelen Hüseyin Avni Paşa, halkın eğilimini ve beklentilerini kendi amaçları doğrultusunda uygun bulmuş ve bu düşüncelerini güvendiği Abdi Paşa, Redif Paşa, Kayserili Ahmet Paşa ve diğer bazı askeri komutanlarla paylaşmıştır. Görevde bulunan veya görevden alınmış tüm devlet erkânı, ulema ve vezirlerin bu konuda hemfikir olmalarına karşın, işin olağanüstü önemi nedeniyle icra şekli ve zamanı yalnızca Sadrazam Rüştü Paşa, Midhat Paşa ve Şeyhülislam Hayrullah Efendi ile gizlice müzakere edilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda, saltanat veliahdı Murad’ın cülusunun Cemaziyülevvel ayının dokuzuncu perşembe günü, Topkapı Sarayı’nda gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.
Ancak, Sultan Abdülaziz’in Hüseyin Avni Paşa’yı aniden saraya çağırması üzerine, Hüseyin Avni Paşa bu daveti reddetmiş ve durumu gizli tutan kişilere haber göndererek gerekli askeri hazırlıkları yapmıştır. Bu nedenle cülusun Bâb-ı Seraskeri ’de yapılması zorunlu hale gelmiştir. Salı gecesi şafak vakti Hüseyin Avni Paşa, Redif Paşa, Kayserili Ahmet Paşa ve Hüsnü Paşa ile birlikte Dolmabahçe Sarayı civarına yerleştirdiği askerlerle buluşmuş; Rüştü Paşa ve Midhat Paşa ise doğrudan Bâb-ı Seraskeri ’ye gitmişlerdir. Durum hızla duyulmuş ve halk ile devlet erkânı cülus törenine akın etmiştir. Beyazıt Meydanı kısa sürede dolmuş ve Sultan Murad’ın gelmesinden önce halk arasında büyük bir memnuniyet havası oluşmuştur.
O gün, devlet erkânı ve halk arasında yaşanan sevinç ve heyecan, tarihte benzeri görülmemiş bir şekildeydi. Özellikle bu büyüklükte bir olayın bir damla kan dökülmeden gerçekleştirilmesi dünyada hayranlık uyandırmıştır. Sultan Murad’ın Hüseyin Avni Paşa ile birlikte gelmesiyle resmi biat töreni yapılmış ve durum telgraflarla Avrupa’ya ve vilayetlere duyurulmuştur. İstanbul’da ise eski usullere uygun olarak cülus ilan edilmiş ve halk üç gün boyunca şenlikler yapmıştır. İstanbul limanındaki yabancı gemiler, Rus gemileri hariç, tamamen donatılmıştır. Rus gemileri ise iki gün sonra bu kutlamalara katılmıştır.
Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi, devletin selameti için alınmış bir karar olup, şahsına karşı herhangi bir düşmanlık beslenmemiştir. Ancak halkın kendisine olan nefretinden dolayı bir fesat çıkarma ihtimali beklenmemekteydi. Bu nedenle tahttan indirilen Sultan Abdülaziz’in Topkapı Sarayı’na gönderilmesi uygun görülmüştür. Ancak kendisinin silah taşıdığı anlaşılınca, bu durum tehlikeli bulunmuş ve silahların yanında bulundurulmaması kararlaştırılmıştır. Bab-ı Seraskeri ’deki resmi biat töreninin ardından Sultan Murad ve devlet erkânı Dolmabahçe Sarayı’na geçmişlerdir. Sultan Murad’ın tahta çıkış süreci ani olduğu için kendisi büyük bir korku ve tedirginlik yaşamış ve yalnız bırakılmamasını istemiştir. Bu nedenle Rüştü Paşa, Hüseyin Avni Paşa, Midhat Paşa ve Hayrullah Efendi birkaç gün boyunca sarayda kalmışlardır. Sultan Abdülaziz, Topkapı Sarayı’nda bulunduğu dairenin elverişsiz olduğunu belirterek başka bir yere nakledilmeyi talep etmiştir. Bunun üzerine Fer’iye Dairesi uygun bulunmuş ve hızla hazırlanarak Sultan Abdülaziz, ailesi ve mensupları buraya nakledilmiştir. Ayrıca hizmet için birkaç emektar görevlendirilmiş ve bu kişilere yüksek maaş verilmesi uygun görülmüştür. Bu görevlendirmeler Rüştü Paşa tarafından da onaylanmıştır.[2]
Osmanlı Devlet Arşivi'nde Sultan Abdülaziz'in Ölümü Hakkında Hangi Bilgilere Ulaşılabilir?
Osmanlı Devlet Arşivi'nde yaptığım detaylı araştırmalar sonucunda, bu konuyla ilgili toplamda 11 farklı bölümden oluşan ve toplamda 42 belgeye ulaştım. Bu belgelerin tamamı, söz konusu ölüm olayıyla alakalıdır ve günümüz Türkçesine çevrildiğinde olayın üzerindeki sır perdesi aralanabilir. Arşivde karşılaştığım, 1954 yılında günümüz Türkçesiyle yeniden transkripsiyon edilen belgeler arasında, olayın en önemli detaylarından biri olan makasların görüntüsü ve bu makaslarla ilgili zabıt tutanağı bulunmaktadır.
Sultan Abdülaziz'in güya intihar ederken kullandığı iddia edilen iki adet makasın fotoğrafını mübeyyin zabit varakası ( Osmanlı Devlet Arşivi )
Milli Eğitim Vekâleti'nin 27/1/1954 tarihli ve Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün 891.5-375 sayılı dileği üzerine, Yüksek Başvekalet Müsteşarlığı'nın 1/2/1954 tarihli ve Neşriyat ve Müdevvenat Umum Müdürlüğü'nün 746 sayılı buyrukları mucibince, Başvekalet Arşiv Umum Müdürlüğü'ne; Yıldız evrakı meyanında ve Abdülaziz'in ölüm meselesine dair 59 numaralı pakette mevcut evrak arasında VI-a numarada kayıtlı, Abdülaziz'in intihar ederken kullandığı iki adet birbirinin benzeri, biri tazyik neticesinde bir tarafa meyilli, 9,5 cm dışarı, 10 cm boyunda, parmak yerlerinin altında her iki tarafı kıvrık, iki lale şekli bulunan, herhangi bir marka işareti taşımayan, adi cinsten ve fotoğrafı dairelerimizin mühürleriyle tasdikli iki makasın Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü'ne teslim edilmiş olduğuna dair işbu zabıt varakası dört nüsha olarak tanzim ve tarafımızdan imza edilmiştir. (6.2.1954)
Not: Her iki makas da oldukça paslıdır.
Bu belgenin altında o dönemin Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Haluk Y. Şahsuvaroğlu ve Arşiv Umum Müdürü Kenan Tuna'nın imzaları bulunmaktadır.
Her ne kadar burada intihar dense de bu olayın intihar olmadığını, şimdi yapacağımız adli tıpsal incelemede sizlere açıklayacağım.
Adli Tıp Bilimi Bu Olay İçin Ne Diyor?
Abdülaziz'in durumu incelendiğinde, her iki el bileğinde birer tane el bilek damarlarını ve liflerini içeren kesiklerin bulunduğu belirtilmektedir. Genellikle intihar girişimlerinde yüzeysel tereddüt kesileri ile birlikte derin kararlı kesiler görülür. Ancak her iki el bileğinde sadece tek derin kesi olması şüphe uyandırmaktadır. Bu durum, genel eğilimin dışında bir yaklaşımı işaret etmektedir. Ayrıca, polis tarafından muhafaza altına alınan makasların boyutu ve keskinliği de değerlendirilmelidir. Makaslardan birinde bir eğrilik olması da şüphe uyandırmaktadır. Yaraların tanımını tekrar gözden geçirmek gerekmektedir; çünkü eğer kas lifleri ve tendonlar da kesilmişse, el parmaklarını kapatmanın zorlaşacağı ve el bileğinin kesilmesinin şüpheli hale geleceği belirtilmektedir.
Diyelim ki bir eline makasla bir kesik attı. Orası derin yara aldığından dolayı, makası tekrar kestiği eline alıp kesmediği eline derin kesik atması neredeyse imkânsız hale gelecektir. Bu durumlar göz önüne alındığında, konuyla ilgili daha detaylı bir inceleme yapılması gerekir. Fakat burada intihar etmek için kullanılan makas figürü biraz ilginçtir. Çünkü makas, intihar etmek için kullanılacak aletler arasında belki de hiç akla gelmeyecek bir materyaldir. Bir padişahın kendine ait hançeri yok mudur sizce? Bir soru daha sorarsak, odasına gelen yemeğin yanında bıçak gelmiyor mudur? Bir padişah, onca keskin alet ve daha ölümcül materyaller arasında neden makası seçsin ki?
Sultan Abdülaziz’in Türbesi Nerede?
Bu hazin son ile dünya hayatına veda eden Sultan Abdülaziz, öldükten sonra babası Sultan II. Mahmut’un türbesine defnedilmiştir. Bu olay her ne kadar basit bir ölüm gibi görünse de Osmanlı tarihi içerisindeki yeri her zaman baki kalacaktır. Bir padişahın cinayete kurban gitmesi, haklı olarak taraflı tarafsız herkesi üzmüş ve derinden etkilemiştir. Ondan sonra tahta çıkan Sultan V. Murat ise Osmanlı tahtında 90 küsur gün kalarak yerini 33 yıl hüküm sürecek Sultan II. Abdülhamid’e bırakmıştır.
[3]
[1] Memduha Aydın, Yunus Hacımusalar , Çiçek Hocaoğlu, İntihar Davranışının Nörobiyolojisi/ Neurobiology of Suicidal Behaviour, DergiPark,2019.
[2] Osman Selim Kocahanoğlu, Midhat Paşa'nın Hatıraları: Yıldız Mahkemesi ve Tâif Zindanı [Mirat-i Hayret], 2. Cilt, Temel Yayınları, 1997.
[3] Sultan II.Mahmud ve Sultan Abdülaziz Türbesi (İstanbul)