Yarım kalan eğitim

Araştırmacı yazar Aydın Birinci

Sandalyeye çıkarak ''Bak baba ben büyüdüm artık okula gitmek istiyorum''dedi...

Üç çocuklu bir ailenin en büyük oğlu idi..Baba,bir kereste atölyesinde çalışıyor,Anne ise evinin hanımı olarak çocuklarınla ilgileniyordu..

Evleri kiraydı.Kıt kanaat geçinip çocuklarına iyi bir gelecek sağlamaya çalışıyorlardı..Biri kız iki kardeşi vardı.

Anne okula gitmeyi çok istemesine rağmen rahmetli babası onu okula göndermemişti..O zamanki devirde kız çocukları okumazdı..Anne,Ağabeyinin okul kitaplarını karıştırıp heceleyerek okumayı bayağı sökmüştü..

Köyün Öğretmeni ''Ali efendi! bu kızı okula gönder bunun kafası çalışıyor okur bu çocuk'' dediğinde,rahmetli babası oralı bile olmamıştı..Sebepleri kendince haklıydı belkide kimbilir?...

Oğlundaki okula gitme hevesini gören baba,daha fazla dayanamadı..

Oğlunu kolundan tuttuğu gibi Ziya Gökalp İlkokuluna götürdü..

Müdür!uzun boylu,yakışıklı,kelli felli bir adamdı..Duvardaki ATATÜRK posterine bakıp Müdürü ona benzetmişti.Baba Okul Müdürüne:Oğlum okula gitmek istiyor Müdür bey,kaydını yapabilirmiyiz dediğinde henüz 6 yaşına yeni girmişti,,

Müdür! ''Yaşı çok küçük okula bu yaşta alamayız'' dedi...

Çocuk! hemen oradaki sandalye üzerine çıkarak:''Bakın benim boyum ne kadar uzun ben Okula gitmek istiyorum'' dedi..

Yüreği burkulan Baba çaresizlik içinde eve döndü..

Bir gün kahvehanede otururlarken mahallesine yakın köyün öğretmeninle karşılaştı ve durumu anlattı..

Durumu öğrenen öğretmen ''Çocuğu al bana getir bizim okula kaydedelim bir dönem sonra kaydını Ziya Gökalp'e alırsın'' dedi..

Köy okuluna hiç gitmeden,kaydını diğer okula aldırdı babası..

Yıl 1974-1975 Okulun en sert öğretmeni KIymet öğretmene düştü çocuk..

Kendinden bir yaş büyük arkadaşlarınla ders yapmaya başlamışlardı artık.

Yazı yazma alıştırmaları başarısız geçiyor,bir türlü aklını defterine veremiyordu..

Baba son derece sabırsız ve sert idi..Oğluna bağırdıkça zavallı çocuğun kafası dağılıyor ve ağlamaya başlıyordu..

Bu durum Babayı büsbütün çileden çıkarıyordu..

Anne dayanamayıp o yarım bilgisiyle oğluna ders çalıştırıyordu...

Mesela( h ) harfini bir türlü yapamıyordu...küçücük parmakları kalemi bastırmaktan iyiden iyiye acı vermeye başlamıştı artık..

Anne! ''oğlum sandalye gibi yapacaksın h harfini dedikçe oğlan bir türlü istediği gibi yapamıyordu..

Çok istediği okul böyle birşeymiydi? Hep böyle dersmi çalışacaktı?

Oysa böyle hayal etmemişti..Pencereden bakarken ellerinde okul çantaları küme küme okula giden çocuklara nasılda gıpta ediyordu...

Günler, Aylar,Yıllar birbirini kovaladı..Artık kendilerine ait bir evleri olmuştu.

Baba Tamsan Fabrikasında işe başlamış,akşamları evine gitmeden inşaata uğruyor,usta parası vermemek için evde çalışıyordu.Elektriği,yolu,suyu olmayan bir yerde arsa almış temel atmıştı..

Mahalle değişince okuluda değişti oğlanın..

Artık Cumhuriyet İlköğretim okuluna kaydolmuştu..

Dersleri fena değildi...çok başarılı bir öğrenci olmasada sınıfını geçiyordu..

Okuldan çıktıktan sonra Baba oğlunu boş kalmasın,hemde meslek sahibi olsun diye Mobilyacının yanına çırak olarak vermişti.

O zamanlar meslek sahibi olmak Dükkan açmak çok önemliydi..

Küçücük ellerinle pulanya makinasına ve kereste biçen şerit' adı verilen testerenin karşısına geçiyor,koca ağaçları çekmeye çalışıyordu..

Tabiki kuvveti yetmiyor ustasından ceza olarak çekiçin sapı ile ellerine vuruluyordu..

Eve geldiğinde Annesine ağlıyor,''ben çalışmak istemiyorum Okula gideceğim'' diyordu..

Baba oğlunu bu seferde elektrikçiye vermişti.. İnşaatlara gidiyor,elinde çekiç murç duvarlara kuvveti kadar vuruyordu...

Dükkan sahibi biraz rahat bir adamdı. İnşaatlarda aç susuz çalıştıkları günler oluyor,eve kendini zor atıyordu... Bu durumu Annesine anlatıyor,Babasına bir türlü söyleyemiyorlardı..

Anne yüreği daha fazla dayanamayıp oğlunu işe göndermedi..

Baba! ''şimdiden sen bu çocuğa yüz ver bakalım nasıl adam olacak'' diyordu..

Orta okula yazıldı...Almanca bölümüne ...

Oysa o İngilizce bölümünü istemişti ama o bölüm dolmuştu...

Zenginlerin çocukları İngilizce bölümüne gidebilirdi.. O zaman öyle bir söylenti vardı...

Okul dönemi orta halli geçiyordu..Orta birinci sınıfta matematik dersinden sorumlu olarak Orta ikinci sınıfa geçmişti..

Diğer dersleri iyiydi fakat bu matematik dersine bir türlü kafası basmıyordu..

Okulun sonunda yine bir tek o dersten bütünlemelere kaldı..

Yaz dönemi çalışma dönemiydi...

Köyde fındık bahçeleri vardı..Köye göç etmişlerdi...

Fındık topluyor,hayvanlara çobanlık yapıyordu..

Ama aklında hep bütünlemeye kaldığı o matematik dersi vardı..

Babaya bir şey söyleyemiyordu.Annesine ''Anne benim yarın sabah imtihanım var muhakkak gitmem lazım'' dedi..

Annesi bu durumu Babasına aktardığında!...

''İçinde okuma isteği olan bütünlemelere kalmazdı. Otursun fındık toplasın'' dedi..

Bir şekilde babasını ikna ettiler...

Hemen giyinip hızlı adımlarla köy deresindeki köprünün yanında minibüs beklemeye başladı..

Zaman ilerliyor köy arabası bir türlü gelmiyordu...

Sonunda araba geldi...

Araba sanki gitmiyor,zaman sanki durmuş gibiydi,,

Neyseki çarşıya gelmişlerdi..

Koşar adımlarla okula doğru gitti..

Merdivenleri birer ikişer çıkıyor, kalbi yerinden çıkacakmış gibi oluyordu..

Sınav salonu bomboştu.....

Onu kapıda bir bayan öğretmen karşıladı...

''Hayrola oğlum'' dedi...

''İmtihanım vardı hocam''diyebildi nefes nefese kalmış bir şekilde..

''Oğlum imtihan bitti geç kaldın'' dedi öğretmen...

''Hocam ne olur ben köyden geliyorum.Araba bekledim saatlerce onun için geç kaldım.Ne olur beni tek başıma imtihan edin ben okumak istiyorum''dedi....

Böyle bir şeyin olamayacağını söyleyen bayan öğretmen arkasını dönüp gitti...

Sandalye üzerine çıkıp okumak istiyorum diyen çocuğun,okul hayatının sona erişiydi o gün.......

Eğitimini yarıda bırakmanın acısını yıllarca yaşadı ve yaşıyor....

Bir toplumda eğitim eksikliğini olmasada etiket eksikliğini hep hissetti...

Ne kadar kendini yetiştirip eğitimli insanlardan üstün tarafları olsada, yarım kalan eğitimin ezikliğini yıllarca yaşadı kendi iç dünyasında...

O çocuğun kim olduğunu merak ettiniz değilmi??..............

2014-2015 Eğitim ve Öğretim Yılı bütün öğrencilere,Velilere,Öğretmenlere hayırlı uğurlu olsun....

Yazımızı Hz.ALİ (ra) nin bir sözüyle bitirelim...

''Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum''

Sevgiyle kalın değerli dostlarım......

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aydın Birinci - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya’dan Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya’dan Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.