Hiçlikten İbaret Her Şey

  Zaman zaman “her şey”  ile “hiçbir şey”in aynı noktadan çıkıp birbirinin zıddı yöne bir ok gibi ilerlediğini, sadece bizim sonunu göremediğimiz için sonsuz dediğimiz fakat aslında sonlu olan bir dairenin öteki ucunda tekrardan buluştuğunu düşünürüm. Bu bana aynı dünyanın etrafındaki ekvator çizgisini çağrıştırır ve birbirinin zıddı olan her şeyin ekvator çizgisinin dışındaki diğer paraleller misali gittikçe küçülerek aynı daireyi oluşturduğu hissine kapılırım. Sonraki çizgide “gerçek” ile “sahte”nin, bir küçük çizgide “iyi” ile “kötü”nün, daha küçük olanında “masumiyet” ve “suç”un, bir diğer küçüğünde “mutluluk”un ve “üzüntü”nün  ve evrende zıddı olan her nesnenin, durumun, duyunun, duygunun, algının, düşünülen veya düşünülmese de var olan şeylerin, tanımlanamayan hislerin, hiçbir şey kalana kadar sayacağımız her şeyin bu çizgilerden biri olduğunu… Ve insan sürekli bu çizgilerin üzerinde yürür. Bir birinin, bir ötekinin üzerinde sekerek iner, çıkar, atlar, uçar, bazen de düşer. Herhangi bir anlamda her şeyi yaşayan ve hiçbir şeyi yaşamayan insanlar bile bir noktada aynı çizgilere düşer. Kaç yıllık olduğunu bilmediğimiz ömrümüz varlık ve hiçlik arasında gider durur. Geçmişimiz bir yerden sonra gerçekliğini kaybeder, gerçek olduğunu düşündüğümüz hisler, hep hayatımızda var olacağını düşündüğümüz insanlar bir anda ortadan kaybolur ve doğru ile yanlış, bizim dünyamızda çizginin neresinde olduğumuza göre şekillenir. Yaşadıklarımız geçmişimize gömüldükçe gerçekliğini orada bırakır ve unutulmaya yüz tutar. Bazen bize fazla iyi görünen şeyler aslında asıl kötülerdir, kötülüğünü açıkça belli eden her şeyin içinde dürüstlüğün payı olarak bir miktar iyilik bulunur. Suç işleyen herkes geçmişinde bir miktar masumdur. Yaşadığımız her coşkulu mutluluğun içinde bu anının biteceği korkusundan dolayı küçük bir üzüntü vardır, bazen hüzünlü ve üzüntülü hissettiğimiz anlarda bize mutluluktan kalan bir parçamızı hatırlar, gülümseriz. Ve hep en çok sevdiğimiz insanlara karşı bir gün onlardan nefret etme potansiyeli besleriz…

Hiç yalnız kalmadığımız ve mutlu geçirdiğimiz birkaç günün sonunda yalnız kaldığımızda anlamsız bir hüzün çöker içimize. Belki de zihnimiz bizden habersiz bir şeyler sorgular bir yerlerde, biz bunun nedenini anlamazken. Olmadığımız biri gibi mi davranmışızdır? Sırf onaylanmama korkusundan yargılanan bazı dünya işlerinde sesimizi mi çıkarmaktan geri kalmışızdır? Yalnızken düşünmemiz gereken birtakım şeyleri mi düşünememişizdir? Mutluluğumuzun yalnızlıkla kenetleneceğinden mi korkmuşuzdur? Beynimiz içten içe olduğumuz kişiyi ve davrandığımız kişiyi sorgularken biz sadece onun arkasında bıraktığı bu izi hissetmekle kalmışızdır çoğu zaman. Sonra da bu hissi şehirden uzakta bir yol kıyısına atmış, hemencecik  uzaklaşmışızdır oradan.

 Ya hiç düşünmemekten, ya da fazla düşünmekten gittikçe bir “kaos”a doğru sürükleniriz. Çokluk ve yokluk, her ikisi de birbirini çeker ve koca bir girdap oluşturur kafamızın içinde. Zihnimiz bir evrendir ve içinde her şeyi barındırır. Algılarımız, biz hayal edebildiğimiz ölçüde oluşur evrenimizde. Zaten bu yüzden bizim sonunu görebildiğimiz kadar sonludur evren ve insan da, sonunu görebildiği kadar hayal edebilir evrenini. Onu geliştirebilir, rengini isterse mavi, isterse mor isterse bambaşka bir renk yapar ancak çoğu insanın evreni siyahtır. Kendilerine hazır bilgi olarak gelen bu özelliği değiştirmeye yeltenmezler çünkü, hatta bunun üzerinde düşünmezler bile. Düşünseler de bunu yapmaya cesaret edemezler ve evrenleri sadece gördükleriyle sınırlı kalır; hayal edebildikleriyle değil. İnsanların çoğu yaşamını olduğu yerde bir yerlerde sekerek geçirir ve hayal edemeden, hayal ettiğini yaşayamadan, bir türlü kendi için bir şeyler yapamadan, ancak başkalarının sınırladığı düşleri görerek çeker gider bu dünyadan.

Herkes çekip gittiğinde, heplikten hiçliğe uzanan bu çizgi de yeni bir nokta halini alır; ne zaman başladığını bilmediği bu insanlık macerasının sonsuz ama sonlu çizgisine noktasını koymuş olur. Anlamlar yiter, yaşananlar geçmişte uçuşan bir tozdur artık. Ama hayattayken yaşanan her anın arkasında bıraktığı izler, beynimizin içinde bir yerlerde kendini yaşatır…

Yazar:Yaren Köse

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaren Köse - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya’dan Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya’dan Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.