Özlem Gürer'in Röportajı

1.Kısaca kendinizi anlatır mısınız? 1970 yılının bir bahar gününde Siverek’te kuş uçmaz, kervan geçmez, yolu, suyu, elektriği olmayan bir mezrada doğm...

1.Kısaca kendinizi anlatır mısınız?

1970 yılının bir bahar gününde Siverek’te kuş uçmaz, kervan geçmez, yolu, suyu, elektriği olmayan bir mezrada doğmuşum… Çocukluğum Güneydoğulu tüm çocuklar gibi çileyle geçti. Çobanlık yaptım, tarlalarda çalıştım. Fırat vadisinin kadim toprağında, o ulu nehrin suyundan beslendim. Yedi yaşımdan sonraki yaşamım Çukurova’nın sivrisineklerle kaynayan pamuk tarlalarında, çadırlarda devam etti. Hem okudum, hem çalıştım. Üniversiteyi çok zor koşullarda bitirdim.

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi mezunuyum. Kısa bir süre gazetecilik yaptım. 2000 yılından bu yana Güneydoğu’da kadın intiharları ve namus cinayetleri üzerine araştırmalar yapıyorum.  Birleşmiş Milletlerin (BM), “Kadınların ve Kız çocuklarının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi” projesinde görev yaptım. Yine aynı proje kapsamında “Toplumsal cinsiyet eşitliği”, “Kırsal alanda kadın ve Toplumsal cinsiyet” konularında eğitim gördüm, seminerler verdim. Kadınların yaşadığı trajik hikâyeleri “Taşın ve Aşkın Ezgisi”, “Ağıtsız Kadınlar”, “Tille’nin Gelini”, “Kayıp Aşklar Mevsimi” ve “Dedemin Ayakkabıları” romanlarımda aktarmaya çalıştım. Ayrıca, köy öğretmenleriyle ilgili bir araştırma kitabım ve “Sabahın Eşiğidir Gözlerin” isimli bir şiir kitabım yayınlanmıştır. 


2.Ne kadar zamandır yazıyorsunuz?

İlkokulda okumaya merak saldım, öğretmenim bu konuda beni hep motive etti. Sonra ortaokul sıralarında iken şiirler yazmaya, bunları yerel gazetelerde yayınlamaya başladım. Hiçbir yazar, ‘Ben ileride yazar olacağım’ diye hazırlık yapmaz, ya da öyle bir planı olmaz. Hayat onu o mecraya sürekler. 12 Eylül askeri darbesi olduğu yıl ortaokula başlamıştım. Yaşar Kemal’ın “Sarı Sıcak” isimli öykü kitabını o dönemde gizlice okuyorduk. Okulda üzerimizde yakalanır diye tedirginlik yaşıyorduk. Çünkü o dönemde sık aralıklarla aramalar yapılırdı. Yine Ahmed Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı şiir kitabı da tehlikeli sayılan kitaplar arasındaydı. Belki de bu gizliliğin verdiği gizemle o sıralarda iki arkadaşımla kendi aramızda bir dergi çıkarmaya başladık. Daktilomuz yoktu, önceleri parşömen kâğıdına  kısa öyküler ve şiirler yazdık tükenmez kalemle, sonra onları daktilosu olan bir arkadaşımızın yanında temize çektik. Bunu sınıfımızdaki bazı arkadaşlarımıza ve öğretmenlerimize gösterdik. Onların ilgisi bize doping oldu ve her hafta yazmaya gayret gösterdik. İçimizde bir ışık vardı. Bu ışığı dışarı çıkarmak istiyorduk. Yazıyla tanışmam işte bu sıralara rastlar. Ondan sonra hep yazmaya çalıştım.


3. yazmanızda en büyük etken nedir?

Çektiğim acılar, hayatın zorlukları, aşklar… Bunlar en büyük etkenlerdir. Romanlarımı yazarken toplumsal gerçeklerden ve yaşanmış öykülerden yararlanmayı çok önemsiyorum. Yani yazdıklarım gerçek hayatımdan kopuk değildir, benden soyutlanmamıştır. Romanlarımda aynı zamanda kurgu da var. Kurgu ve gerçeği iç içe yazıp gerçekmiş gibi okuyucuya sunmak da bir sanattır. Aslında kurgunun gerçeğe dönüşmesi aşamasında sanat devreye girer. Sadece kurgu ya da sadece gerçeklik aynı sanatsal tadı veremez. Toplumumuzda sevdalar hep platoniktir. Tek taraflıdır ve yasaklanmıştır. Sevdaların törelerin, dinin ve toplumsal baskının ağırlığı altında ezilmiştir. İçlidir, yangınlıdır, gizlidir sevdalar... Aynı zamanda yücedir, yüreklerde devleşir, kutsallaşır. Çoğu zaman içine gömer, sevdasıyla mezara girer insan. Sevdaların bu denli yüceltilmesi, uğruna ölümlere gidilmesi onun türkülere, stranlara, ağıtlara, destanlara konu olmasına neden olur. Romanlara, öykülere, şiirlere konu olabilecek nice namuslu sevdalar yaşanmıştır bu topraklarda. Romanlarımda böyle yasaklanmış, bıçaklanmış, kanatılmış sevdalar anlatılır. Toplumumuzda kanayan yaralar olan küçük yaşta evlilikler, berdel, kan davası, kadın sorunu, yoksulluk kitaplarımın ana temalarını oluşturur. Savaş ve açlık konusunu da işlemek istiyordum, son romanımda bu konuyu da ele aldım. Yaşamın her alanı romancı için konudur, malzemedir. 

 Daha önce şiir de yazıyordum… Şiirde hep bir şeyler eksik kalıyor. Hani derin bir soluk almak istersiniz de göğsünüze ani bir ağrı saplanır da soluğunuz yarım kalır ya işte öyle bir şey. Roman daha uzun soluklu yol. Orada düşüncelerini daha rahat ifade ediyor insan. Bir bozkırda at koşturur gibi özgür. Diğer yanda roman kahramanları yazarın ruhunda, onun kişiliğinde canlanıyor. Endamları, güzellikleri, bakışları, konuşmaları, tavırları, olaylar karşısındaki duruşları yazardan bir parçadır. Yaşanılan aşk, sevgiliye sesleniş, utanma, nazlanma, keder, mutluluk biraz da yazarın duygularıdır aslında. Roman yazarken yazar, yaşadıklarından, gördüklerinden, duyduklarından kopuk değildir. Onlardan esinlenir. 


4. yazarken çektiğiniz en büyük zorluk nedir peki?

İşim gereği çok yalnız kalamıyorum. Yazarken dengbêjleri veya klasik müzik dinlemeyi tercih ederim. Gece, ortalık ıssız ve sessizken yazarım. Metne yoğunlaşmam gerek, kurguladığım dünyanın sokaklarında gezinmem gerek. Benim için yazarken yaşadığım en büyük zorluk, metne yoğunlaşma fırsatını fazla bulamamamdır. Yazma benim için bir yaşama biçimidir ve artık ondan kopabileceğimi sanmıyorum.


Yazmak bir yana asıl zor olan onu yayınlatabilmek. Tanınmayan bir yazarsanız, edebiyat alanına yeni giriyorsanız, kimse risk almak istemiyor. Yayınevleri işin daha çok ekonomik boyutuyla ilgileniyor. Dolayısıyla şansınız pek fazla olmuyor. Ancak şu da bir gerçek ki; yazdığınız iyi bir romansa, işlediğiniz konu önemliyse ve siz onu iyi bir dille, iyi bir kurguyla, iyi bir sanatla aktarmışsanız, bir gün bir yerde mutlaka hak ettiği övgüyü alıyor. Birileri sizi mutlaka fark ediyor. 


5. kitabınız daha çok hangi yaş gruplarında ilgi çekiyor?

Kitaplarım yetişkinlere hitap ediyor. Bir zamanlar çocuk kitabı yazmam için teklif aldım ancak çocuk edebiyatının kutsal bir alan olduğuna inanıyorum. Herkes bodoslama o alana dalmamalı. Ben o alana girmeye cesaret edemedim.

6. Yazarken ilham aldığınız şey nedir? Bir kişi olabilir bir

nesne olabilir. O ilham periniz size ne olunca geliyor?

En önemli ilham kaynağım insandır, sonra doğa gelir. İnsana özgü her şey beni etkiler; onun acıları, mutluluğu, aşkı, umudu, kavgası, mücadelesi, coşkusu… etkilendiğim, duygulandığım her olay beni yazmaya yönlendirir, tutamam kendimi, hikayenin peşine düşerim.

Çocukken Siverek’in Darağun köyünde çobandım. Darağun Fırat nehrine yakın bir köydür. Zınar dediğimiz büyük kayaların üzerini bahar aylarında boydan boya yeşil yosunlar kaplardı. Elime yavan bir taş alır o yosunlara tükürerek ıslatır, taşı üzerinde gezdirirdim. Yumuşak bir kıvam haline gelirdi yosun, sonra o kıvamı alır kına niyetine elime sürerdim. Düşünün işte o yosunlu taşlar bile ilham kaynağımdır. Aslında memleketimiz çok güzel, onu daha da güzelleştirmek biz insanların elinde. Çevremize, doğaya, insanlara karşı biraz daha duyarlı olursak bu memleketin cennetten farkı kalmaz


7. Beğendiğiniz ve kitaplarını okuduğunuz bir yazar var mı?

 Okumayı önemseyen, kitaplardan uzak geçen zamanın boşa geçen zaman olduğuna inanan biriyim. Her yerde, her fırsatta mutlaka okurum. Otobüste, metroda, tatilde kitaplar hep yakınımda olmuştur. Çantamda her zaman en az bir tane bulunur. Bu alışkanlığım lise yıllarında başladı. Üniversitede artık kitapsız dışarı adımımı atamaz olmuştum. Başucumdan asla ayıramadığım bazı dostlarım var elbette. Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Hasan Ali Toptaş, Mehmed Uzun, Orhan Pamuk benim vazgeçilmezlerim. Bunların yanında saygı duyduğum başka değerli kalemler de var; Bekir Yıldız ve Fakir Baykurt  şu anda aklıma gelen değerli yazarlardır. Bir de yabancı yazarlar var tabi, onları da unutmamak gerek; Amin Maalouf, Tahar Ben Jelloun, Paulo Coelho uzak ülkelerdeki dostlarım.

Beni derinden etkileyen birkaç roman var onları anmadan geçemeyeceğim; Yaşar Kemal’in “İnce Memed” serisi, Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı” Kostas Mourselas’ın “Kızıla Boyalı Saçlar” Henri Charriere’nin “Kelebek” Atik Rahimi’nin “Toprak ve Küller” Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” 

Dostlarım o kadar çok ki; hepsini burada anmam mümkün değil.


8. peki yazarlarla görüşme imkânınız oldu mu? Bir araya

geldiniz mi hiç?

Birçok yazar şair dostumla bir araya gelip sohbet etme imkanım oldu. Ahmet Telli, Burhan Sönmez, Hayri K. Yetik, Mustafa Sancar, Kemal Siyahhan, Latife Tekin, Cezmi Ersöz, Namık Kuyumcu, A. Bedir  bunlardan bazıları. Fırsat buldukça şair ve yazar dostlarımla bir araya gelip edebiyat konuşuyoruz. Bunun çok faydalı bir eylem olduğuna inanıyorum.

9. Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?

Daha çok ezilen, acı çeken insanları anlatıyorum. Asıl anlatmak istediğim; karanlık çağlardan, tarihin derinliklerinden günümüze dek devam eden ‘çığlığın’ duyurulmasıdır. Kadınların çığlığı… Sömürülen, ezilen, öldürülen, intihara zorlanan, terk edilen, çaresiz bırakılan kadınların çığlığı… Sesim elverdiği ölçüde o çığlığa güç vermek isterim… Bunu yaparken başka seslere de tanık oluyorum, onları da yazıyorum. Romanlarımda zikir var, erbane sesi var… Kaval sesi var, kavalın o muhteşem sesiyle aktarılan trajedik destanlar var. Tüm bunlar bir bütünlük içinde olaydaki yaşamın renklerini anlatmaya çalışır. Okuyucu oraları, o coğrafyayı, insanlarıyla, doğal görüntüsüyle, kültürüyle, sosyal yapısıyla tanısın isterim.

Bazen de konular gelip beni buluyor.

10. peki son olarak Buradan okurlarınıza seslenmek isteseniz ne dersiniz?

Toplumsal sorunlardan korkmayın, onları nasıl ortadan kaldıracağınız üzerine kafa yorun. Bunun için bol bol okuyun ve tartışın. Aydın olmanın sorumluluğu bu. Bir Sümer atasözü der ki, “Biliyorsun, neden öğretmiyorsun!” yani bilenden hesap soruyor. Hiç kimse bundan kaçamaz. Yazar, gazeteci, siyasetçi, eğitmen, öğrenci fark etmez. Aydınlık ve güzel bir dünya için herkes üzerine düşeni yapmalı. Yoksa, mutsuz bir dünyada mutsuz olmaya mahkum kalır.

        Yazar da çağının, yaşadığı toplumun aynasıdır. Aynanın simleri dökülmüşse görüntü bulanık ve kötü olur. Yazar olmak kültürel birikimle, toplumu tanımayla, coğrafyayı bilmeyle, dille, hayal gücüyle ilintilidir. Kültürel birikimi bulunmayan, Entelektüel bir yapıda olmayan, iyi gözlem yapamayanlar iyi yazar olamaz. Bu yüzden ben yazarlığı ciddiye alırım. Sorumluluğumu iyi biliyorum. Romana başlamadan önce bir yıldan fazla süre inceleme, gözlem ve araştırma yaparım. Romanın geçeceği coğrafyayı adım adım gezerim. Notlar alırım. Oradaki insanları incelerim. Yaşam tarzlarını, konuşmalarını, küfürlerini dinlerim. Kullanılan dil, anlatılan coğrafyayla uyum içinde olmalıdır. Ben roman yazmayı ciddiye alıyorum; bu nedenle romanlarımı okuyan okurlarım “Sen bizi anlatıyorsun, duygularımıza tercüman olmuşsun” diyorlar. 

23 Kas 2020 - 23:41 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya’dan Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya’dan Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya’dan Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya’dan Haber değil haberi geçen ajanstır.