HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ SAKARYA İL  BAŞKANLIĞI

BASIN AÇIKLAMASI

BEN YENİLDİM DEMEDEN KİMSE BENİ YENEMEZ

Bu yazı yerel seçimler sonrası büyük bir umutsuzluk ve karamsarlığa bürünen Türk Vatanseverlerine yazılmıştır. Aşağıda okuyacağınız tarihi olaylar Kurtuluş Savaşı’nın en buhranlı günlerinden alıntılanan bir bölümdür ve günümüz ile çok büyük benzerlikler taşımaktadır. Olayları ve koşulları günümüze uyarlayarak okumalı ve bu savaşı kimin kazanıp kimin kaybettiğini anlamalısınız.

----------------------------

23 Ağustos  1921’de başlayan Sakarya meydan muharebesi Çal Dağı’nın düşmesi ile kritik bir noktaya gelmiş ve Türk cephesi yarılarak Yunan ordusuna Ankara yolu açılmıştı.

Meclis telgrafhanesine sabah raporu öğlene doğru geldi. Milletvekillerinin sabırsızlığını gören Hüsrev bey şifresi çözülür çözülmez raporu kapıp komisyon odasına koştu. Çaldağı’nın düştüğünü belirten ilk madde milletvekillerini sersemletti.

Hüsrev Bey; Saat 19:00’da Çaldağı’nın tamamı maalesef düşman eline geçti.

Bir milletvekili korkuyla ‘Yani?’  diye sordu. Hüsrev Bey’in iyi bildiği kurallara göre savaş yitirilmişti;

‘Savaşı kaybettik’.

Bu açıklama komisyon odasını dolduran milletvekilleri’nin büyük bölümünü çıldırttı.

Zaferden başka hiçbir sonuca razı olmayan milletvekilleri zavallı Hüsrev Bey’in yakasına yapıştılar, tartaklamaya, itip kakmaya başladılar:

-          Ne diyorsun sen’

-          Kayıp mı ettik?

-          Kaybettik ne demek?

-          Bir dağ kaybedilmekle savaş kaybedilir mi?

-          Zafere imanı olan biri böyle konuşamaz.

-          Zafere inanmayana aramızda yer yok!’

Ortalık karıştı. Ankara Milletvekili Şakir Kınacı, ‘Sakarya’da tutunamazsak Kızılırmak’ta dövüşürüz, olmazsa Yeşilırmak’ta, o da olmazsa Fırat’ta diye bağırıyordu.

---------------------

BATI CEPHESİ karargahındaki kurmaylar ve Çal’a yakın birliklerin komutanları, bütün gece, Çaldağı’nı işgal eden Yunan tümeninin bu başarıyı tamamlamak için yeniden harekete geçmesini beklediler. Savaş sanatı’nın gereği buydu. Kaygı içindeydiler. Çünkü Çaldağı’nın kuzeyinde yeni bir cephe kurulmuştu ama daha yeteri kadar güçlendirilememişti.

Başkomutan’la İsmet Paşa da beklediler. Başkomutan’ın uykuyla arası iyi değildi zaten. Ama kimi zaman yorgunluktan İsmet Paşa’nın gözleri kapanıp başı göğsüne düşer, tahta iskemlenin üzerinde otururken, üç-beş dakika kestirir, sonra silkinerek uyanırdı. Böyle anlarda Başkomutan, İsmet Paşa uyuyabilsin diye parmağını ağzına götürerek odadakileri sustururdu. Vakit ilerledikçe Kazım Paşa’nın da içinin geçtiği oluyordu.

Bu gece kimse gözünü bile kırpmadı.

Düşman, gece boyunca kıpırdamadan kaldı

SABAH RAPORLARI durumu aydınlattı: Çaldağı’nı ele geçiren Yunan tümeni, dağı savunmak için durmadan siper kazmaktaydı. Öteki Yunan tümenleri de hareketsiz kaldılar. On ikinci günün sonunda Yunan ordusu savunmaya çekilmişti.

Tarih 3 Eylüldü.

General Papulas’ı çok iyi çözümlemiş olan Başkomutan Mustafa Kemal hükmünü verdi:

‘Papulas son gücünü de kullandı ve bitti. Fikren mağlup oldu. Korkuya kapılıp ordusunu durdurdu. Şimdi bir felakete uğramadan savaşı sona erdirmenin yollarını düşünüyor.’

--------------------------

Tüm imkanlar seferber edilerek kurulan, Yunanistan tarihinin en büyük ordusunun İNLERKATRANCI’da bulunan karargahında bayram havası esiyordu. Amatör orkestra neşeli havalar çalmaktaydı. Büyük çadırın altındaki uzun masa ziyafet için hazırlanmıştı. Oturmak için Anadolu’da ki Yunan Kuvvetleri komutanı General Papulas ve Veliaht bekleniyordu.  Hükümet komiseri General Stratigos Papulas’ın çadırına girdi. Papulas ceketi’nin önü açık, masasında oturuyordu.

General Stratigos; ‘Zaferinizi kutluyoruz, sizi almaya geldim, Çaldağı’nın düşmesini kutlayacağız. Cepheyi yardık, Ankara yolu açıldı’ dedi.

Papulas donuk bir sesle; Hangi zaferi? diye sordu.

General Stratigos şaşkınlık ve istemsizce sandalyeye oturdu.

Papulas yüzünün terini sildi: ‘Çaldağı gibi bütün çevreye egemen bir dağ elimize geçerse düşmanın dağılacağını ya da hızla Kızılırmak’a çekileceğini tahmin ediyorduk.’

Stratigos: Evet. Askerlik kuralı gereği böyle olması gerekmez mi?

Papulas önündeki raporları Generale uzattı: ‘Dağı terk eden düşmanın biraz geri çekilip yerleştiğini, dağın kuzey eteğinde yeniden bir cephe kurduğunu bildiriyorlar.’

Stratigos isyan etti: ‘Fakat bu mümkün değil.’

Papulas: ‘Ama böyle. Dağı elde ettik ama düşman ikiye bölünmedi, dağılmadı, Kızılırmak’a doğru geri çekilmedi. Bilmediğimiz bir askeri taktik ile savaşıyorlar. Kolordulara savunmada kalmalarını emrettim. Düşman Çaldağı’nın kuzeyinde kurduğu bu yeni cepheyi güçlendirecektir.  Buna karşılık ordumuz bitik halde.

Otuz bin savaşçı kaybettik general, buna karşılık en fazla 15 kilometre ilerleyebildik, Ankara hala çok uzakta. İkmal düzenimiz iflas etmiş halde. Ankara’yı işgal için ısrar etmenin felakete sebep olacağından çekiniyorum..’

Gelen mesajları avucunun içinde ağır ağır buruşturup top yaptı ve fırlattı: ‘.. Kısacası general, orduyu daha fazla zorlarsam, öyle anlıyorum ki geri çekilecek gücü bile bulamayacağız.’

Orkestra coşkuyla zafer marşını çalmaya başlamıştı.

General Stratigos yerinden doğruldu: ‘Allah kahretsin! Müziği susturacağım…’

Papulas sakin bir eda ile, ‘Bırakın..’ dedi, ‘sahte bir zaferle oyalansınlar.’

----------------------

Bir yanda zaferden başka hiçbir sonuca inancı olmayan kurucu meclisin milletvekilleri, bir yanda bu mukaddes inancın icra makamında ki Komutanları ve askerleri, bir yanda ise zafer kazandığını sanıp aslında bu Milli iradenin önünde diz çöken harici bedhahlar.

Genel Başkanımız Sn Osman Pamukoğlu’nun da dediği gibi; ‘Garp cephesinde yeni bir şey yok.’

2014 yerel seçimleri, Sakarya önlerinde karşımıza çıkan tarihteki en büyük Yunan ordusu gibi, akp’nin 12 yıl sonunda korku içinde tüm gücünü ve imkânlarını seferber ederek girdiği bir seçimdir. Tayyip Erdoğan ve akp son gücünü de kullandı ve bitti. Fikren mağlup oldu. Seçimi kazanmasına rağmen korku içinde Türk vatanseverleri ile girdiği savaşı bitirmek derdinde.

Bizler ise, Çaldağı’nı kaybederek cephesi yarılan kuvvetlerimiz gibi mevzilerimizi 500 metre 1000 metre geriye çekerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Hattı değil sathı müdafaa edeceğiz. Çaldağı düşse bile geri çekilmeyeceğiz. Artık hakim mevki düşüncesini terk ediyoruz. Çünkü aklını ve değerini kullanabilen yurtseverler ordusu için mevzinin de mevkinin de önemi yoktur. Türk vatanseverleri her yerde savaşır. Tepenin üstünde, altında, derenin içinde, her yerde.

Cumhuriyeti ve onun ilkelerini topraklarımız gibi karış karış savunacağız.

Bu mücadele, başında Osman Pamukoğlu gibi bir başkomutanın bulunduğu Hak ve Eşitlik Partisi’nin siyasi kadroları için çocuk oyuncağıdır.

Gerisini, acziyet içinde kalmış, sözde liderlere sahip diğer partiler düşünsün.  Dümenin terbiye edemediği gemiyi kayalar terbiye eder.

Bizi tenkit edenlere ise şu cevabı veriyoruz;

Liderimiz Osman Pamukoğlu’nun  ‘Yolcu’ isimli kitabından..

‘Ahali Diyojen’i elinde meşale ile denize doğru koşarken görür. Onlar da koşarak Diyojen’e yetişip sorarlar:

-Üstat, ne yapıyorsun böyle?

-‘Denize saldırıyorum!’

-Ama nasıl olur? Bu yanan çıra parçası ile denize ne yapabilirsin ki?

-Hiçbir şey yapamasam bile, daldırınca ‘coz’ diye bağırtırım.

---------------------------

Asıl mücadele şimdi başlıyor.

‘Yürekleri çelikleştirin. ‘

‘Milletlerin yurtseverlikten başka surları yoktur.’

Gökler fırtına bulutlarıyla dolu. Sendelemek, diz çökmek, yorulmak ve zayıf düşmek yok. Kabına sığmaz insanlar olun; kazanmaktan başka bir şey düşünmeyin. Kesin kararlı ve inançlı olarak yürüyün, bütün yüksekliklerin eğildiğini göreceksiniz. Mücadele etmek yollarda olmak demektir. Osman PAMUKOĞLU

TEK UMUT HEPAR

TEK YOL HEPAR

Yaşasın Vatan

Yaşasın Türk Milleti

Yavuz Reis

Hak ve Eşitlik Partisi (Hepar) Sakarya İl  Başkanlığı

                                                             Hak ve Eşitlik Partisi

Sakarya İl Başkanlığı

Çark Cad. Asım Hamdi Apt. Kat:4 No:52/41 (Yön Avm Karşısı)

Adapazarı / SAKARYA

Telefon Ve Belgegeçer: 0264 279 1923 – 0532 562 48 22

e-posta:sakaryahepar@gmail.com