TÜRKİYE’NİN EKONOMİK VE SOSYAL DURUMU HAKKINDA
TESPİTLER – ÇÖZÜMLER VE
SAADET İKTİDARINDA YAPACAKLARIMIZ
FAKİRLİK, YOKSULLUK VE İŞSİZLİK
REFAH-Yol hükümetinden sonraki ANAP, DSP, MHP ve AKP hükümetleri döneminde uygulanan ekonomi politikaları ile gelir dengesi bozuldu, sermaye belli ellerde toplandı, halk fakirleşti, işsizlik ve yoksulluk yaygınlaştı. REFAH-YOL hükümetinin uygulandığı havuz sistemi, kaynak paketleri ve milli ekonomi terk edildiği için milletimiz büyük sıkıntıya düştü.
Halktan toplanan vergiler faiz olarak rant çevrelerine aktarılmaktadır. Mesela 2014 yılı bütçesinden faize 49,9 milyar TL ödenmiştir.2015 yılında da faiz ödemeleri için bütçeye 54 milyar TL konulmuştur. Faizler herkesin ödediği vergilerden gitmektedir. Vatandaş KDV, ÖTV, stopaj, harç ve gelir vergisi öder. Bunlar vatandaşa hizmet olarak dönecek yerde rantiyeye, faize gider. Fakirliğin yoksulluğun, işsizliğin temel sebebi budur. Bu faizler; halkın sofrasından alınan dilimlerle ödeniyor.
Faize giden paralar yatırım ve üretime kullanılabilse her yıl ilave 400.000 kişinin çalışacağı iş yerleri açılır. Dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum, yıllardan beri Erbakan hükümeti dışındaki bütün hükümetler bütçeyi denk bütçe esasına göre yapmıyorlar. Bütçe daha baştan yapılırken açık verecek şekilde yapılıyor. Bütçe açığını kapatmak için borçlanmaya gidiliyor. Borç alınınca faiz ödeniyor. Kısaca borç-faiz sarmalına düşülüyor.
Saadet partisinin hükümetinde kaynak paketleri ve havuz sistemi uygulanıp rantiyeden, faizden kesilip, çiftçi, köylü, memur, işçi ve esnafa, emekliye verilecektir. Biz refah yol hükümetinde de Herkesin hakkını vermiş, halkın yüzü güldürmüştük.
12 yıllık AKP hükümetinde; REFAH-YOL’ dan sonra gelen ANAP, DSP, MHP ve AKP hükümetleri döneminde çalışanların reel ücretleri azaltılmıştır. REFAH-YOL döneminde asgari ücretle 42 adet mutfak tüpü alınıyordu. Bu ANASOL-M hükümetinde 7 tüpe düştü. Bugün AKP hükümetinde 12 tüp alınabiliyor.
Son yıllarda işsizlik artmaktadır. Bilhassa eğitimli gençler işsizdir. İşsizlik bir ülke için en büyük sosyal sorundur. Sorunun çözümü için gönüllü uygulanan İMF politikalarının terk edilmesi ve bir an evvel üretim ekonomisine geçilmesi gerekmektedir.
ANAP, DSP ve MHP hükümetlerinde olduğu gibi AKP döneminde de havuz medyasının meddahlığının tersine, halk fakirleşmekte, işsizlik, yoksulluk artmaktadır.
İşsizliğin sebebi takip edilen ekonomi politikalarıdır. Daralan iç talep, bastırılmış düşük döviz kuru ve artan maliyetler sebebi ile yerli üretimin rekabet kabiliyetini kaybetmesi, bunun neticesinde ithal malların iç pazarı ele geçirmesi, fabrikaların kapanması veya yurt dışına taşınması, yerli sermayenin dışarı kaçması neticesi olarak işsizlik de artmaktadır. Gelen yabancı sermaye mevcut tesisleri almakta, büyük mağazalar açarak ticaret yapmakta ve borsada oynamakta, spekülasyon yapmaktadır. Yeni fabrika kurmuyor.
2.İSRAF VE YOLSUZLUK
Maddeci eğitim, manevi tahribat ve ahlaki çöküntü toplumu bir taraftan israfa yöneltirken, diğer taraftan eline fırsat geçenler hak, hukuk tanımadan her türlü yolsuzluğu yapmaktadır. Siyasi güç kullanılarak kamu kaynaklarının yağmalanması, rant paylaşımı öne çıkmaktadır. Yolsuzluklardan millet bunalmıştır. Siyasi güç kullanıp bu yağma devam ettirilmektedir. Bütün hükümetlerin bakanları yolsuzluk iddiasıyla yüce divana sevk edilirken, Milli Görüş’ün REFAH iktidarı tertemiz kalmıştır.
Yolsuzluklar, kayırma ve nüfuz kullanmalar milletin şuurunu bozmaktadır. Halkın ödediği vergiler millete hizmet olarak dönecek yerde faize, israfa ve yolsuzluğa gitmektedir. Ahlaki çürüme, kokuşmuşluk her tarafı sarmıştır.
Yolsuzluk üçgeninde millet soyulmaktadır. Bu üçgenin köşelerinde hortumcu, yüksek bürokrat ve siyasetçi oturmaktadır. Siyasi gücün ahlak ölçülerini kaybetmesi toplumun, kurumların, iktisadi ve sosyal yapının tahribine sebep olmaktadır.
AKP 12 yıllık iktidarına ve gücüne rağmen bu düzeni değiştirecek bir irade ortaya koyamamıştır.
3.TÜRKİYE EKONOMİSİ BORÇ – FAİZ BATAĞINDA ULUSLARARASI SERMAYEYE TESLİM OLDU.
REFAH-YOL hükümetinden sonra takip edilen ekonomi politikaları Türkiye’yi borç – faiz batağına soktu. REFAH-YOL hükümeti bıraktığında İç borç 13 milyar TL, dış borç 29 milyar dolar idi. RAFAH-YOL hükümeti kaynak paketleri ve havuz sistemi ile kendi kaynaklarımızı harekete geçirip borçlanmayı ve faiz ödemelerini azaltmıştır. Sonraki ANAP, DSP, MHP ve AKP hükümetleri bunu terk edip rantiyeye teslim olunca borç ve faiz batağına düştüler.
REFAH-YOL döneminde 115 milyar dolar olan iç ve dış borç toplamı,
DSP – MHP – ANAP koalisyon hükümetinde 217 milyar dolar oldu.
Bugün AKP hükümetinde ise 593 milyar dolardır.
DSP – MHP – ANAP koalisyon hükümetinin IMF güdümlü politikalarına aynen devam eden AKP hükümeti Türkiye’yi borç ve faiz batağına sürüklemiştir.
Sıcak dövizin çıkışa yönelmesi ile döviz kurlarında ani yükseliş bütün piyasaların çökmesine sebep olur. Nitekim bugün yayılan kriz dalgası Türkiye’yi de tehdit etmektedir.
Borçlar, dış ticaret ve cari açıklar sebebi ile Türkiye, uluslar arası sermaye ve siyaset güçlerinin tahakkümü altına girmiştir. Bu durum sadece milli ekonomiyi tahrip etmekle kalmamakta, birçok siyasi tavize de sebep olmakta, Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektedir.
AKP’nin IMF güdümünde - gönüllü olarak -uyguladığı ekonomi politikaları neticesinde
—Dış ticaret ve cari işlem ( döviz ) açıkları büyümekte,
—İç pazar ithal malların eline geçmekte,
—Yatırım ve üretim cazibesini kaybetmekte,
—Fabrikaların kapanmasına veya yurt dışına taşınmasına, yerli sermayenin dışarı gitmesine Sebep olmakta,
—Dış borçlar artmakta,
—İşsizlik artmakta.
—Rekabette zorlanan yerli üretim kayıt dışı istihdama ve ücrete yönelmekte, çalışanlar ezilmektedir.
Ayrıca yerli üretimde rekabet gücünün zayıflamasına paralel olarak işletmelerin karları eridiğinden yenileme, tevsi ve modernizasyon yatırımı için fon birikimi olmamaktadır. Böylece sanayi teknolojik yönden de rekabet kabiliyetini kaybetmektedir.
Reel sektör, üretim zarar etmekte, halk fakirleşmekte, rantiye beslenmektedir. Bankaların, rantiyenin karları katlanırken üreten ve çalışanlar fakirleşmektedir. Nitekim finans sektöründeki çok yüksek karlar, yabancıların Türkiye’deki bankaları almalarını cazip hale getirmektedir. Yabancılar Türkiye bankacılığında büyük pay sahibi olmuştur.
Türkiye milli sanayini kurma hedefini ve heyecanını kaybettiği gibi, mevcut tesisler, piyasalar, borsa ve bankalar yabancıların eline geçmektedir.
Sanayileşme politikası olmadığı için sanayinin Anadolu’ya yayılması, bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesi, işsizlik sebebi ile olan iç göçlerin, yerinde sanayileşme ve istihdam sağlanarak önlenmesi, yüksek katma değerli ileri teknoloji üretimine geçilmesi, politikası da yoktur.
5084 sayılı Teşvik Kanunu geri kalmış bölgeler için beklenen neticeyi vermemiştir. Bu gidişler Anadolu boşalacak, Marmara, Ege Çukurova bölgelerine taşınacak. Bunun siyasi, iktisadi ve sosyal neticeleri önümüze gelecektir.
DSP – MHP – ANAP koalisyon hükümetinin devamı olarak aynı politikaları uygulayan AKP iktidarında ülke ekonomisinin maruz kaldığı tahribatı önlemek için hatalı yoldan dönülerek döviz kurlarının enflasyona paralel gelişmesi gerekirdi. Bu sayede yatırım, üretim, ihracat ve istihdam artardı. Dış ticaret açığı ve cari açık kapanırdı. Bu yapılmayıp düşük kur, yüksek reel faiz politikası uygulandı. Bastırılmış döviz kuru, sıcak döviz çıkışı ile bir yerde patlayacaktır. Bu da ekonomik ve sosyal felaket getirecektir.
Milli ekonomiyi terk eder, IMF güdümünde kör uçuş yaparsanız sonunda akıbeti yere çakılmaktır.
4. TARIM, KÖYLÜ VE ÇİFTÇİ ÇÖKMEKTEDİR
Nüfusumuzun yaklaşık üçte biri köy ve kasabalarda, tarımda geçinmektedir. Bu 25 milyon insan demektir. Tarımın milli gelirde payı yüzde 10 mertebesindedir. Çiftçi ve köylü ülkenin en fakir zümresidir.
Çiftçinin gelir seviyesi çok düşük ve işletme sermayesi olmadığı için daha mahsul ekilirken borçlanmaya başlar. Gübreyi, mazotu tohumu ve ilacı, hatta yıl boyunca ev ve aile ihtiyaçlarını mahsulü satınca ödemek üzere borçlanarak alır. Bu sebeple mahsul hasat edilince hemen satıp borçlarını ödeme durumundadır. Piyasanın oluşmasını beklemeye tahammülü yoktur. Alacaklılar kapıda beklemektedir. Piyasa simsarları çiftçinin bu durumunu bildikleri için çiftçinin ürününü ölü fiyatına alırlar. Bunu önlemenin yolu çiftçinin ürün maliyetlerini ve rakip ithal ürünün kendi ülkesindeki destekleri dikkate alarak mazot ve gübre desteği, pirim ve destekleme alımları ile tarımı desteklemektir. Bunun özeti, girdi desteği, makul fiyat, prim, destekleme alımı ve peşin ödemedir.
Tarım ürünlerinde arz güvenliği için belli emniyet stokları bulundurmak gerekir. Hasat zamanı borçlu çiftçilerin acil satma ihtiyacı sebebi ile piyasayı dengelemek ve üreticiyi korumak için destekleme alımları yapılması gerekir. Hasat zamanı arz bolluğunda yapılacak destekleme alımları ile dengeleme stokları oluşturulur. Toprak Mahsulleri Ofisi veya benzeri tarım destekleme kurumu güvenlik ve dengeleme stok oluşturulabilmesi için finans gücüne kavuşturulmalıdır. Destekleme alımlarına esas makul fiyatlar arz – talep dengelerine göre her yıl ekimden önce ilan edilmelidir.
AKP Hükümetinin DSP – MHP ANAP koalisyon Hükümeti zamanında çıkarılan 01.06.2000 tarih ve 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatifi ve Birlikleri hakkında kanunu bahane ederek Birliklerden desteğini çekmesi birliklerle birlikte üreticileri de zor duruma düşürmüştür.
Tarımda gübre, mazot ve ilaç fiyatları artarken ürün fiyatları ve destekler azalmaktadır. Çiftçi perişan haldedir, zarar etmektedir. Tarlasını ekecek gücü kalmamıştır. Tarlasında geçinen insanlar işsizler ordusuna katılmaktadır. Son yıllarda milyonlarca köylü, çiftçi işini terk etmiş, şehirlere göçmüştür.
REFAH-YOL hükümetinde, çiftçi;
— 1 litre mazot için 2,2 kg buğday, 6,5 kg pancar, 2,5 kg mısır satıyordu.
— DSP – MHP – ANAP koalisyon hükümetinde 5,5 kg buğday, 24 kg pancar, 5,82 kg mısır sattı.
— AKP hükümetinde ise 6 kg buğday, 24 kg pancar ve 7,5 kg mısır satıyor.
Mazot ve gübre fiyatlarında artış ve düşük ürün fiyatları karşısında çiftçinin üretim gücü kalmamıştır.
AB’nin köylü – çiftçi nüfusunun azalması istikametindeki istekleri, tarım destekleri azaltılarak, insanlar aç bırakılarak gerçekleştirilmektedir. Köylü, çiftçi camiası üzerine gelen bu fakirleşme dalgasına AKP hükümeti 12 yıldır seyirci kalmaktadır.
5. ESNAFIN GELİRİ AZALMAKTA VE BÜYÜK MAĞAZALAR KARŞISINDA İŞİNİ KAYBETMEKTEDİR.
Çiftçinin, köylünün ve çalışanların, emeklilerin gelirinin azalması esnafın da gelirinin azalmasına sebep olmaktadır. Milyonlarca esnaf ailesi büyük mağazaların (hipermarketlerin) yaygınlaşması ile işini kaybetmektedir. Yabancı ve yerli holdingler perakende piyasasının yarısını ele geçirmiştir. Kontrolsüz şekilde yaygınlaşan bu mağazalar milyonlarca küçük esnafın, tüccarın işini kaybetmesine sebep olmaktadır. Dükkânında geçinen insanlar işsizler ordusuna katılmaktadır.
Büyük sermayeden, holdinglerden beklenen esnafın sofrasındaki ekmeğine el uzatmak değil, yatırım, üretim ve ihracatla istihdam sağlamaktır.
AKP hükümeti perakende piyasasını düzenleyecek ve esnafı koruyacak düzenlemeleri iktidarın 12 yılında olmasına rağmen bugüne kadar yapmamıştır.
6. MANEVİ TAHRİBAT, AHLAKİ ÇÖKÜŞ
Okullarda eğitimin yetersizliği ve zararlı, ahlak bozucu neşriyat ve maksatlı çalışmalarla, insanımızın, aile ve toplumun manevi yapısı tahrip edilmektedir. Hak, adalet ve güzel ahlakı esas alan bir terbiye yerine her şeyi mubah sayan, hak ve hukuk tanımaz, ar, hayâ ve iffet duygularını da tahrip eden bir davranış yaygınlaşmaktadır. Her geçen gün bunun örnekleri artmaktadır.
TV, basın, internet ve benzeri yayınlar hudutları aşmakta, hedef alınan topluluklarda manevi ve ahlaki çöküşü hızlandırmaktadır. Fert aile ve toplumun korunması için tedbir alınmamaktadır.
Manevi ve ahlaki yapının güçlendirmesi için eğitimde, kültür hayatında ve neşriyatta acele tedbir alınması, ahlaki ve manevi değerlere bağlı, milletini, vatanını ve devletini seven, tarihini bilen insan yetiştirecek programların uygulanması gerekir.
Din eğitimi yetersizdir. Misyoner çalışmaları ve yabancı kültür istilası her tarafı sarmıştır.
Okullarda din eğitiminin güçlendirilmesi ve anaokullarından başlatılması,
Din derslerinin meslek öğretmenleri tarafından okutulması,
İsteğe bağlı olarak Kur’an dersi koyulması,
Diyanet İşleri Teşkilatının güçlendirilmesi,
Bugünün dünyasında asıl rekabet eden medeniyetler ve kültürlerdir. Hiç kimse çocuğunun internette nerelerde dolaştığını, nelerle meşgul olduğunu kontrol edemez. Yabancı kültürlere, tahrip edici tesirlere karşı insanımızın kendi manevi ve ahlaki değerlerini güçlendirmezsek millet olarak sonumuz felaket olur.
AKP, iktidarının on ikinci yılında, bu meselelerin hiçbiri ile meşgul değil. TBMM’ de büyük sayı gücüne rağmen hiçbir adım atmadı. Sadece bahaneler ortaya koyuyor.
AB baskısı sonunda AKP hükümeti ceza kanununda zinayı serbest hale getirdi. Suç olmaktan çıkınca da maalesef patlama yaşanıyor.
Özerklik zırhı arkasında milletin değerleri ile çatışmayı, millet iradesine karşı çıkmayı marifet sayan kuruluşlarda, TBMM iradesi ile düzenleme yapmak, önümüzde en mühim meseledir. Bu kuruluşların üyelerinin, Sayıştay ve RTÜK’ te olduğu gibi, TBMM tarafından seçilmesi kutuplaşmaları önleyecek ve anlayış birliği sağlayacaktır. Siyaset ve bürokratik özerk kurumlar arasında gerilim ve kutuplaşmayı giderecektir. Milletin değerleri ve iradesi öne çıkacaktır.
Hükümetin yüksek kurumları da içine alacak bir genel düzenleme yapması gerekirdi. Maalesef gücüne rağmen bunu yapmadığı için Türkiye kurumlar – siyaset çatışması ile yönetilemez hale gelmiştir AKP gücüne rağmen Anayasa ve kanunlarda bu düzenlemeleri yapıp Türkiye’nin önünü açmalı idi. Bunu yapmadı.
NE YAPMALI?
Siyasi partiler millete hizmet ve memleketin idaresi için kurulurlar. Bilgi, kabiliyet ve tecrübeleri ile yönetim anlayışları ve milletin meselelerini çözüm projeleri için milletin desteğini isterler.
Memleket meselelerini bilen, çözüm yolunda hazır olan partiler iktidar olunca millete huzur ve rahatlık, umut ve şevk gelir. Biz Milli Görüş partileri olarak daima bu istikamette çalıştık. Bugün her yerde hayırla, şükranla anılmamızın sebebi budur.
Milli Görüş hizmetlerini kısaca hatırlayalım.
1974 – 1977 MSP koalisyon hükümetleri döneminde;
—Kıbrıs Barış Harekâtı yapıldı, oradaki kardeşlerimiz Rum zulmünden kurtuldu. Bunun neticesinde KKTC kuruldu. Kıbrıs’ın bütününde 34 yıldır barış için de yaşayan insanlarımız var.
—ABD baskısına rağmen 13 ilde haşhaş ekim yasağı kaldırıldı, haşhaşı ilaç hammaddesi haline getirmek için Bolvadin’de Alkoloid Fabrikası kuruldu.
—12 Mart 1971 ara rejimi döneminde başlatılan, ilköğretimde 8 yıl kesintisiz eğitim kaldırıldı,
—Kapatılan İmam Hatip Liselerinin Orta kısımları ve Kur’an Kursları açıldı.
—Meslek Liselerinin üniversiteye girişteki engelleri kaldırıldı.
—Ahlak dışı müstehcen neşriyat önlendi.
—Diyanet İşleri Başkanlığının ihtiyacı için yaklaşık 20.000 İmam kadrosu verildi.
—Bütün okullara ahlak dersi konuldu.
—Karayolundan hacca gidiş yasağı kaldırıldı.
—Türkiye’nin süratle sanayileşip kalkınması, bölgeler arası dengesizliğin giderilmesi için
—Sanayileşme hamlesi başlatıldı. Herkesin bulunduğu yerde iş imkânına kavuşması için il ve ilçelerde yüzlerce fabrika kuruldu.
—Çiftçi ve köylünün kalkınması, tarımın gelişmesi için tarım destekleri artırıldı. Yıllık Traktör satışları 75.000’e ulaştı. Tarım üretiminde rekorlar kırıldı. 30 yıl sonra bugün yıllık traktör satışı 30.000 mertebesindedir. Sebebi Çiftçi, köylünün fakirleşmesidir.
—Faizsiz krediler hayvancılık desteklendi, il ve ilçelerde Et-Balık kombinaları, yem ve süt fabrikaları kuruldu.
—Tekstil, şeker, çimento ve ağır sanayi, makine fabrikaları bölge ihtiyaçlarına göre vatan sathına yayıldı.
1996 – 1997 REFAH-YOL hükümeti döneminde;
—Denk bütçe yapıldı.
—Havuz sistemi ve kaynak paketleri ile borçlanma ihtiyacı ve faiz giderleri azaltıldı.
—Tarım destekleri ile çiftçi daha çok üretime teşvik edildi. Buğday, Mısır, Ayçiçeği, Fındık, Et ve Süt ve diğer tarım ürünlerinin destekleri artırıldı.
—Çalışanlar, işçi, memur ve emekliler, Bağ-Kur’lular desteklendi, hakları verildi.
—Çalışan ve üreten kesimler desteklenince esnafın, tüccarın ve sanayicinin de yüzü güldü, talep arttı. Yatırım üretim ve istihdam arttı, işsizlik azaldı.
—REFAH – YOL hükümeti döneminde işsizlik oranı %6 mertebesinde idi. Bugün% 10–12 mertebesindedir.
—Kimse aç açık kalmasın diye sosyal yardımlar her kesime ulaştırıldı.
—Milli kaynaklarımızı geliştirerek kalkınma hamlesi başlatıldı. IMF tahribatı önlendi.
Bütün bunları Milli Görüş zihniyeti ile yaptık.
Milli Görüş belediyelerde de tarihe geçecek hizmetler yaptı. İnsan merkezli örnek belediye hizmetleri ortaya koydu. Şehirlerimizde altyapı, imar ve hizmet kurumlarının bugün geldiği seviye Milli Görüş anlayışının eseridir. Belediyelerimizde bugün gelinen hizmet anlayış ve seviyesini Milli Görüş anlayışına borçluyuz.
Tek kelime ile Milli Görüş insan merkezli milli politikalar uyguladı.
SAADET İKTİDARINDA YAPACAKLARIMIZ
1-Havuz sistemi tekrar kurularak ve kaynak paketleri hazırlanarak borçlanma ihtiyacı azaltılacaktır. Bunun neticesinde talep azalması sebebi ile doğacak rekabet ortamında borçlanma maliyetleri düşürülecektir.
2-Sıcak dövizin tahribatı önlenecek, döviz kurlarının enflasyon seviyesinde artması desteklenerek yerli üretim ve iç Pazar üzerindeki ithalat baskısı kaldırılacaktır. Bu sayede yerli mal ve hizmetlerin rekabet kabiliyeti güçleneceğinden dış ticaret açığı ve cari işlem (döviz) açığı azalacak ve fazlaya dönüşecektir. Bu sayede dış borçlanma ihtiyacı ve borçla azalacak ve borçların getirdiği siyasi baskı kalkacaktır.
3-Yerli üretimin rekabet kabiliyeti kazanması ile iç Pazar ve ihracat cazip hale geleceği için yatırım, üretim ve ihracat artacaktır. Bu cazibe yerli sermaye kadar, yabancı sermayeyi de yatırım ve üretime yönlendirecektir.
4-Menkul sermaye gelirleri, makul seviyede ve usullerle vergilendirilecek, bir taraftan bütçe gelirleri arttırılırken, diğer taraftan dolaylı olarak tasarrufların yatırımlara yönlenmesi desteklenecektir.
5-Hazinenin kısa vadeli ihtiyaçları için Merkez bankasından avans alma imkânı getirilecektir. Bu sayede hazinenin finansman giderleri azalacaktır.
6-İstihdam üzerindeki ücret dışı yükler azaltılarak istihdam desteklenecek, herkese iş ve aş temini temel politika olacaktır.
7-İş gücünün iş hayatının ihtiyaçlarına göre hazırlanması için işçi ve işveren kuruluşları ile birlikte örgün ve yaygın eğitim kurumlarında uygulanan programlarda bu hedeflere göre düzenlemeler yapılacaktır. Düzenlemeler bölge ve il seviyesinde ihtiyaçlar dikkate alınarak mahallinde istihdamı mümkün kılacak şekilde yapılacaktır.
8-İşsizlik sigortasında biriken 70 milyar TL mertebesindeki kaynak, işgücünün gelişmesi ve istihdamın artması için kullanılacaktır.
9-İthalatın ikamesi ve ihracatın miktar ve çeşit olarak arttırılması, katma değeri yüksek ve teknoloji yoğun malların imalatı ve ihracatının geliştirilmesi ile ticaret açığının kapatılması için projeler hazırlanacak ve desteklenecektir.
Bu maksatla;
—Yatırım finans desteği,
—Satış finans desteği,
—Uluslararası fuarlara katılma desteği,
—İhracatta kur garantisi desteği verilecektir.
10-Yerli üretimin rekabet kabiliyetinin güçlendirilmesi için, enerji, hammadde ve diğer maliyet unsurlarının rakip ülkeler seviyesinde olması sağlanacaktır.
11-İhracatın miktar ve çeşit olarak arttırılması, dış pazarlarda kıtalar – bölgeler arasında dağılıma göre yeni pazarlara girişi hızlandırmak maksadıyla yurt dışında tanıtma ve ticaret merkezleri kurulması desteklenecektir.
12-Bölgeler arası gelir dengesizliğinin giderilmesi ve geri kalmış bölgelerin kalkındırılması için, bölgesel teşvik projeleri uygulanacaktır.
13-Tarım sanayi ve hizmet sektörünün, Motorin ( Mazot ), Doğalgaz, Elektrik, Gübre ve benzeri, temel girdilerinden vergi kaldırılarak maliyetler düşürülecek, rekabet kabiliyeti geliştirilecektir.
14-Sanayileşme politikaları milli hedeflere göre tespit edilecektir.
15-Sınır bölgelerinde sınır ticareti geliştirilecektir.
16-Fakir, geri kalmış bölgeler için 10 yıl vergi muafiyeti uygulanacak ve enerji fiyatlarına yüzde elli destek verilecektir.
17-Tarımda üretim desteklenecektir. Destekler üretim maliyetleri ve rakip ülkelerin maliyetleri ve destekleri dikkate alınarak tespit edilecektir.
Hasattan sonra borçları sebebiyle bekleme gücü olmayan çiftçi – köylünün piyasa simsarlarının eline düşmemesi için tarımın, çiftçi ve köylünün korunması ve piyasaların dengelenmesi ve arz bolluğunda fiyat istikrarının korunması için makul fiyat, alım, peşin ödeme ve güvenlik stoku ve piyasa istikrarı için destekleme alımı ve dengeleme stoku destekleri verilecektir. Destekler üretim maliyetlerine, tüketim taleplerine, ihracat hedeflerine ve rakip ülkelerin desteklerine göre tespit edilecek ve ödemeler aksatılmadan zamanında yapılacaktır.
18-Tarım ve hayvancılık ürünlerinin işlenmesi için gıda sanayinin gelişmesi desteklenecektir.
19-Tarımda arz – talep dengesinin korunması, üretim teknolojisinin gelişmesi ve pazarlama ihtiyacının karşılanması için kooperatifleşme, sözleşmeli tarım ve entegre tesisler desteklenecektir.
20-Hayvancılık özel olarak desteklenecek, Et – Balık kurumları, yem üretimi desteklenecektir.
21-TMO’nun kapatılan şubeleri açılacak ve tarım politikalarına göre yeniden yapılandırılacaktır.
22-Suriye sınırındaki mayınlı araziler temizlenerek fakir köylülere verilecektir.
23-İşsizliği önlemek için istihdam projeleri geliştirilecektir. Halıcılık, el sanatları, ev imalatı ve benzeri konularda projeler geliştirilecektir.
24-Fert, aile ve toplumun korunması için dini, ahlaki ve manevi eğitim anaokulundan başlatılacak ve güçlendirilecektir.
25-Zararlı yayınların ve uyuşturucu, alkol ve diğer kötü alışkanlıkların önlenmesi için gerekli tedbirler alınacaktır.
26-Eğitim hizmetlerinde kalitenin yükseltilmesi için her seviyede yeniden düzenleme yapılacaktır.
27-İş hayatının ihtiyacına göre mesleki eğitim geliştirilecektir. Bu konuda sektör temsilcileri ve meslek odaları ile işbirliği yapılacaktır.
28-Eğitimde her türlü baskı ve engeller kaldırılacak, öğrenme ve daha iyi yetişme yolları açılacaktır.
29-Özel eğitim kurumlarının yaygınlaşması desteklenecek ve kalite yönünden yakın denetime alınacaktır.
30-Herkesin kabiliyetine göre eğitimden faydalanabilmesi için ihtiyaç sahipleri desteklenecektir.
31-Öğretmen ve öğretim üyelerinin kendilerini eğitime hasredebilmesi için özlük hakları yeterli seviyeye getirilecektir.
32-Herkes yeterli sağlık hizmeti alacaktır. Sağlık hizmetlerinde verimlilik ve kalite için gerekli düzenlemeler yapılacaktır, denetim güçlendirilecektir.
33-Sağlıkta özel hizmet alınması kolaylaştırılırken yolsuzluklara karşı tesirli denetim usulleri geliştirilecektir.
34-İlaç israfına karşı caydırıcı ve tasarrufu teşvik edici tedbirler alınacaktır.
35-Dağ, tarih ve sağlık turizmini geliştiren projeler desteklenecektir.
36-Ceza Muhakemeleri Usul Kanununda (CMUK) yapılan değişikliklerle adi suçlarda caydırıcılık kalmamıştır. Hırsızlık, gasp gibi suçlar şebeke halinde yapılır hale gelmiştir. Suçlar yaygınlaşmaktadır. Türkiye şartlarına göre önleyici ve caydırıcı olacak bir düzenleme yapılacaktır.
