
CEVAPTIR
“Kurtuluş Savaşı” ifadesinin müfredattan çıkarılarak yerine “Millî Mücadele” kavramının kullanılacağı yönündeki açıklamalar üzerine, “Neyden kurtulduk”sorusunun sorulması, tarihî gerçekler karşısında düşündürücü bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor.
O hâlde gelin, hep birlikte tarihimize bakalım ve gerçekten neyden kurtulduğumuzu hatırlayalım.
I. Dünya Savaşı’nın ardından, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı. Ateşkesin hemen ardından işgaller başladı.
İngilizler Musul’u, İstanbul’u ve Samsun’u işgal etti.
15 Mayıs 1919’da Yunan ordusu İzmir’e çıktı.
İtalyanlar Aydın-Antalya hattına yerleşti.
Fransızlar ise başta Hatay’ın Dörtyol ilçesi olmak üzere Mersin, Adana ve Urfa çevresini işgal etti.
Doğu Anadolu’da Ermeni birlikleri Ardahan ve Sarıkamış hattında ilerledi.
Kısaca İç Anadolu bölgesi dışında bütün bölgelerde işgal, kan ve göz yaşı hakimdi.
Şehirlerimiz yakıldı talan edildi, kadın çocuk yaşlı demeden halkımız katledildi.
Anadolu’da bir devlet yok olmuş, bir Millet tarihten silinmek istenmişti.
Sonuç olarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de ifade ettiği gibi:
“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmişti.”
Bununla da kalınmadı.
10 Ağustos 1920’de Damat Ferit Paşa Hükûmeti tarafından imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’ni fiilen ortadan kaldırmayı; Türk milletini parçalamayı, Anadolu’dan silmeyi ve vatanı paylaşmayı hedefliyordu.
İşte kurtulduğumuz tablo buydu.
İşgalden kurtulduk.
Esaretten kurtulduk.
Parçalanmaktan kurtulduk.
Yok edilmekten kurtulduk.
Ve en önemlisi, millet olma irademizi kaybetmekten kurtulduk.
İşte bu ağır şartlar altında, kurtuluşun ancak milletin azim ve kararıyla mümkün olacağını gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Kuvâ-yi Milliye ruhunu harekete geçirdi. Ardından verilen ve dünya tarihine geçen Kurtuluş Savaşı sayesinde işgal altındaki şehirler birer birer kurtarıldı; işgal kuvvetleri Anadolu’dan çıkarıldı ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atıldı.
Bu mücadele yalnızca bir toprak savunması değildi.
Bu savaş; bağımsızlığın, onurun, hür yaşama iradesinin ve millet olma bilincinin yeniden ayağa kalkışının destanıydı.
Türk milletinin kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla yazdığı bu destan, yalnızca Türkiye’nin değil, sömürge altında yaşayan bütün mazlum milletlerin de umut ışığı oldu.
Nitekim Mahatma Gandhi’ye atfedilen şu söz, bu gerçeği çarpıcı biçimde ifade eder:
“Mustafa Kemal, İngilizleri yeninceye kadar Tanrı’yı da İngiliz sanıyordum.”
Bugün “Neyden kurtulduk?” diye soranlara verilecek cevap işte budur.
Tarih; yorumlarla değil, yaşanmış gerçeklerle yazılır.
Aslında siz de bunun cevabını biliyorsunuz.
Ben yalnızca tarihimizin üzerindeki tozu biraz aralamak, hafızaları tazelemek ve gelecek nesillere karşı taşıdığımız sorumluluğu hatırlatmak istedim.
Tarih, bir Milletin en önemli strateji ve güvenlik unsurlarından birisidir.
Hukuki güvence altına alınmasının zorunlu olduğunu düşünüyorum.
Tarihi, geçmişi tartışmak için değil; geleceği inşa edebilmek için doğru öğrenmeliyiz…
Saygılarımla