Malumunuz üzere Avusturya ve Almanya havalimanlarında, ''Türk vatandaşlarının üzerini köpeklerle arayan'' Alman ve Avusturya polisine misilleme, ülkemizdeki havalimanlarında misliyle karşılık buldu....

Basına yansıyan bir video karesi varki ben şahsen bir türk olarak rahatsız oldum....

Atatürk havalimanında türk polisi tarafından Avusturyalı bayanın üzerinde köpekle yapılan arama,''1000 yıllık Türk- İslam'' geleneğinde yeri olmayan bir davranıştı...

Şimdi diyeceksinizki efendim aynı uygulamayı bizlerede hanım kardeşlerimize de yapıyor bu hainler....

''El-Hak doğrudur''....

Yapıyorlar ve yapmayada devam edecekler...

Tıpkı geçmişte yaptıkları gibi...

Hala bizi araplar gibi peçeli çarşaflı gayr-i medeni ortadoğu vatandaşı olarak gördükleri gibi...''Görmek istedikleri gibi''...

E tabi bunların geçmişteki kuyruk acıları hala geçmemiş demekki....

Peki! bu yapılan misillemeler sizce doğrumu?

Milliyetçi olarak bakarsak az bile...

Sayın Cumhurbaşkanı'nın özellikle Avrupanın bize karşı düşmanca tavırlarında kullandığı bir Arap atasözü sözü var....''MEN DAKKA DUKKA''(Sana dak edene sende dak edeceksin)....

Evet sana vurana sende vuracaksın....

Vuracağız hemde ''MEŞE ODUNUNLA''....

Vuracağız hemde ''KIZILCIK SOPASIYLA''....

Ama ülkemize turist olarak gelen insanların üzerinide köpeklerle aramayacağız....

Sayın Cumhurbaşkanı Arap atasözlerinden örnekler veriyor ya!!!

Bende Türk atasözlerinden örnekler vereyim...

''Sana taş atana sen ekmek at''...

''Sana taş ile vurana sen aşla vur''...

Şimdi biz büyük bir ülke olduğumuzu,Türkiye'nin binlerce yıllık devlet geleneğine sahip olduğunu, kabile devleti olmadığımızı her fırsatta göğsümüzü gere gere söylüyoruz...

Bunları söylerken ecdadımızın geçmişte olağanüstü yönettiği, her kıta'ya adalet hoşgörü ve saygın izler bıraktığı devlet geleneğimiz ile övünüyoruz...

Şimdi size Atalarımız Osmanlı'nın, devlet ve diplomasi nezaketini, yaşanmış bir olayla tekrar hatırlatalım...

**************************************************************************

Bir gün İran Şahı olan Şah İsmail Yavuz Sultan Selim’e mücevherlerle dolu olan süslü bir sandık göndermişti.

Sandığın içinden birçok değerli mücevherler, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Ardından sandığın en alt kısmından kötü bir koku geldiği fark ediliyor.

Açıp incelerken, bir bohçaya sarılmış bir kutunun içine insan pisliği konulduğu görülüyor.

Bunu gören Yavuz Sultan Selim emrediyor ve diyor ki “Herkes düşünsün, buna lâyıkıyla bir cevap vermeliyiz”.

Ancak çözümü yine koskoca Cihan padişahı Sultan Selim buluyor.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’in hazırlattığı gibi süslü bir sandık hazırlatarak içine değerli mücevherlerden, kıymetli taşlardan koyuyor.

Bu değerli mücevherlerin yanı sıra, İstanbul’da imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor.

Lokumların bulunduğu kutuyu sandığın içine yerleştirirken, kutunun altına ise bir pusula ve bir satır yazı yazılıyor.

İran Şahı gönderilen bu hediyelerle dolu sandığı açıyor.

Şah, sandıktaki güzel kokuyu fark ederek de en altta bir kutu içine yerleştirilmiş olan gül kokulu nadide lokumları buluyor.

Kutunun üstündeki notu fark eden Şah İsmail, notu okumaya başlıyor ve notta ”Herkes yediğinden ikram eder!” yazıyor…

Tarihe ders olarak geçen bu olay aslında, Osmanlı Devleti’nin nasıl koca bir Cihan İmparatorluğu olduğunu net bir şekilde belirtmekte.

Sağlıcakla.....

Aydın Birinci 25.10.2017