Merhaba sevgili okuyucularım,
Bugün sizlerle birlikte aslında kanayan bir yaraya parmak basacağız. Tarihimizi doğru bir şekilde öğrenmezsek ne gibi durumlarla karşılaşabileceğimize bakacağız. Aslında sadece kendi ırkımızın tarihi değil, diğer ırkların, medeniyetlerin, dinlerin tarihlerini de bilmek gerekiyor. Çünkü tek taraflı bir tarih öğrenimi görürsek, hayata gerektiği kadar perspektif açıdan bakamayabiliriz. Bazı olayları yorumlamada ve anlamada zorluk çekebiliriz. O yüzden burada kullanacağımız en iyi metafor Mevlâna'nın pergel metaforudur. Bu metafor nedir kısaca anlatayım. Tabiri caizse, pergelin bir ayağını kendi merkezimize, yani kendi tarihimize, örfümüze, kültürümüze batırmak ve diğer ayağı ise bütün alemi dolaştırmak. Bu sayede hem kendi tarihimizden kopmamış olacağız hem de diğer dünyaları keşfetme fırsatımız olacak.
İşte buradaki en önemli konu, tarih öğrenmekten ziyade doğru yolla ve doğru kişilerden öğrenmektir. Buradaki en önemli husus ise kimden öğrendiğinizdir. Objektif bir tarihçi yoktur; elbet her tarihçi kendi kafasında kurgular tarihi ve insanlara o şekilde anlatır. Ama buradaki en önemli husus, doğruluktan kopmadan bu kurguyu anlatmaktır. Eğer bunu yapmaz, kendi kurgusunu doğrudan uzak, yalan yanlış bir şekilde anlatırsa hem bilgisiz olan halkın ona inanma ihtimali ortaya çıkacak hem de bu sayede belki de bu idealle bazı nesiller yetişecektir. İşte tarihi öğrenmek kadar önemli olan bir diğer şey ise doğru öğrenmektir.
Kıymetli hocam Prof.Dr. Necmettin Alkan’ın bir sohbet esnasında bana söylediği bir söz ile bitirmek isterim.
‘’Önce usul sonra vusul ‘’ yani hiçbir usule, yönteme uymadan, bir metodolojiye sahip olmadan maksada varamazsınız.
Sevgi ve saygıyla kalın ...
