Osmanlı Devleti’nde 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle halk arasındaki irtibatı sağlayan yerel güçler, yani âyan ve eşraf, zamanla bulundukları bölgelerde devlet otoritesine karşı nüfuzlarını artırmaya başladılar. 18. yüzyılda Anadolu ve Rumeli’de güçlü aileler ve yerel hanedanlar ortaya çıktı. Merkezi otoritenin zayıfladığı bu dönemde, devlet bu güçleri tanımak zorunda kaldı. Ancak âyanların hem kendi aralarındaki çekişmeleri hem de devletle yaşadıkları gerilimler, sosyal yapıyı ve düzeni ciddi şekilde sarstı.
Bu çalkantılı dönemde, 1807 yılında çıkan Kabakçı Mustafa İsyanı ile tahttan indirilen Sultan III. Selim’i yeniden tahta çıkarmak amacıyla İstanbul’a gelen Rusçuk âyanından Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim’in öldürülmesi üzerine Sultan II. Mahmud’u tahta geçirdi. Alemdar Mustafa Paşa, aynı zamanda sadrazamlık makamına da getirildi. Taşrada gücü elinde bulunduran âyanlarla merkezi otorite arasında bir uzlaşı sağlanması gerektiğini fark eden Alemdar, onları İstanbul’a davet etti.
Bu davete katılanlar arasında Çapanoğlu Süleyman Bey, Karaosmanoğlu Ömer Ağa, Sirozlu İsmail Bey ve diğer bazı önemli âyanlar bulunuyordu. Görüşmeler sonucunda, Osmanlı tarihinde benzeri olmayan bir metin, Sened-i İttifak, 28 Eylül 1808 tarihinde imzalandı.
Toplantıya katılan âyanlar ile devletin ileri gelenleri arasında yapılan bu anlaşma, devletin güçlü olduğu dönemlerdeki birlik ve beraberliğe atıfta bulunarak son yıllarda bozulmuş düzeni yeniden tesis etmeyi hedefliyordu. Senedin en önemli maddesi, padişahın otoritesini tanıma ve ona karşı her türlü itaatsizliği engelleme taahhüdüydü. Âyanlar, padişahın korunmasını, gerek kendi yaşamları boyunca gerekse ölümünden sonra çocukları ve aileleri tarafından garanti edeceklerini beyan ettiler.
Ayrıca, devletin askeri gücünün desteklenmesi, hazine gelirlerinin korunması ve âyanların kendi aralarındaki çatışmaların sonlandırılması da önemli maddeler arasında yer aldı. İsyanlar ve düzensizliklere karşı âyanların bir araya gelerek müdahale etmesi öngörülmüş, vergilerin halkın ödeyebileceği seviyelerde tutulması ve aşırı vergilerin gözden geçirilmesi karara bağlanmıştı.
Ancak bu belge uzun süre yürürlükte kalmadı. İmzalanmasından kısa bir süre sonra, Kasım 1808’de çıkan Yeniçeri ayaklanmasında Alemdar Mustafa Paşa’nın öldürülmesiyle Sened-i İttifak sahipsiz kaldı ve bir daha uygulamaya konulmadı.
Bu metin, tarihçiler tarafından sık sık 1215’te İngiltere’de Kral John ile soylular arasında imzalanan Magna Carta ile karşılaştırılır. Ancak bu iki belge arasındaki benzerlikler sınırlıdır. Magna Carta, soyluların haklarını korurken, Sened-i İttifak, âyanların çıkarlarını padişah karşısında güvence altına almak amacıyla hazırlanmış bir metindir. Üstelik Magna Carta, İngiltere’de soyluların haklarının genişletilmesinin ve zamanla halka doğru yayılmasının önünü açarken, Sened-i İttifak böyle bir sonuç doğurmadı.
Sonuç olarak, Sened-i İttifak, Osmanlı tarihinde kısa süreliğine de olsa taşra âyanlarıyla merkezi otorite arasında bir denge kurma çabası olarak değerlendirilebilir. Ancak Alemdar Mustafa Paşa’nın ölümünden sonra bu denge sürdürülememiş, belge tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştır.
