-Merhaba, öncelikle adettendir sorulur. Kimdir Kudret KÖKSAL?
Merhaba değerli dost ve değerli okuyucular. Kudret Köksal, kimlikteki adı ve soyadı Mustafa
Süleyman Kudret Köksal olsa da, Mustafa ve Süleyman’ı hiç kullanmamış-kullanmayan, adı-
soyadı ve fiziksel yapısı haricinde diğer insanlardan farkı olmayan bir emekçidir hayatın.
Kendimi anlatmak için başkaca ne söyleyebilirim ki? Övgüler mi düzmeliyim, yergiler mi;
nasıl anlatabilirim?
Sanırım bütün sıfatlardan, bütün makam, mevki ve mertebelerden azade, duygu ve
düşüncelerimi aktarmalıyım ki sizlere, kendimi tanıtabileyim. Bu da sınırlı bir röportajda
mümkün değildir takdir edersiniz ki. Çünkü yıllar ve yıllar boyu yazdığım halde, halâ duygu
ve düşüncelerimi aktarmanın nihayetine varabilmiş değilim. Değilmi ki Kudret de, bütün hata
ve sevaplarıyla, doğru ve yanlışlarıyla, güzellik ve çirkinlikleriyle yazdıkları olabilirdi ancak .
Kitaplarıma göz atma lütfunu göstermiş olanlar varsa, az-çok tanımışlardır zaten beni. Ve
bazen, kitaplardan bile bir insanı tanımak ne kadar zor olsa da, bir cümleden bazen, o kadar da
kolaydır yanısıra. Aslında sözcüklerden bile öte, davranışlar mıdır önemli olan bilmem. Ne
diyeyim: ‘Bilen bilir, tanıyan tanır. Gerisi laf-ı güzaf.’
- İlk ne zaman ‘ben kitap çıkartmalıyım’ dediniz?
İlk olarak 1982–1983 yıllarında, 12 Eylül’ün o şiddet şartlarında fikir suçlusu kapsamında
Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’nde ikâmet ederken aklıma düşen bir konudur bu.
Okumanın–yazmanın bile yasak olduğu bir ortamda zihnimde ürettiklerimi çeşitli yol ve
yöntemlerle dışarı aktarır ve dışarda arşivlenmesini sağlardım. Ki bu arada, günün
popülaritesi yüksek bir siyasi-sanat dergisinde de yer almıştı bazı şiirlerim. Hücredeyken ve
ağır sıkıyönetim koşullarındaki bu girişimim maalesef Sıkıyönetim Komutanlığının
baskılarıyla sona ermiş; zihinsel yazmalarım ve yazdıklarımı dışarıya ulaştırma çabalarım son
bulmasa da, kitap çıkartma hülyalarım son ermişti. Çünkü şiirlerimi yayınlayan dergi benim
ortaokul yıllarımda kaleme aldığım, son derece çocuksu bir şiirimi de, sanki cezaevinde
yazılmış ve gönderilmiş gibi bir algıyla yayınlayarak, ‘Bak biz, cezaevinden ulaştırılan böyle
şiirleri de yayınlıyoruz’ savunmasıyla sıkıyönetimin kapatma tehditini bertaraf etmeyi
başarmış, ama beni duruşmalara çıkarken yaşadığım büyük bir bunalım içine itmişti. Herkes
benim o çocuksu aşk şiirini neden ve nasıl o ağır koşullarda yazdığımı anlayamamış ve
‘Kudret delirdi mi?’ yorumlarına maruz kalmıştım. Bu ağır travma maalesef hayli uzun bir
süre yakamı bırakmadı. . Yani uzunca bir süre sırtımdaki deliklerin sancıları devem etti. Oysa
yazmak o imkânsız koşullarda bir hayata tutunma biçimiydi benim için. Bu olay sonrasında
büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ve o an, oracıkta karar verdim ki, yazdıklarımı
bastırmanın, kitap çıkartmanın böylesi korkak ve zavallı bir yayıncılık anlayışında hiçbir
anlamı yoktur. Ve cezaevinde zihnimde oluşturduğum–kurguladığım bir romanı bile askıya
alarak, sonrasında kağıtlara aktarmadım. Ne zaman ki o muhteşem insan, eşim Ayten 2019
yılı itibariyle vefat etti, işte o zaman ve bir müddet sonra, onun bana sürekli telkin ettiği ve
benim de vasiyeti olarak kabullendiğim, yazdıklarımı kitaplaştırmam konusundaki hayalini
hayata geçirmeye karar verdim. Çünkü o bana’Kudret sen otur yaz, bırak işi-gücü, ben evi
geçindiririm. -Ki o çok becerikli, inşaatçı bir kadındı.- Sana evde ve işyerinde bir oda tahsis
edelim, yaz. En azından çocukların okur’ derdi.’ Ki bunu defalarca ve samimiyetle
söylemiştir. Bense içimdeki kitap ve yayın camiasına yönelik kırgınlığımı ve öfkemi
yatıştıramamış olmam nedeniyle, vefatına kadar onun bu istemlerine olumlu cevap vermedim.
Yıllarca kendime yazdım. Ama onun vefatından bir süre sonra, 2021’in Eylül ayı itibariyle
başlayarak iki yıl içinde yedi kitap çıkarttım. Motivasyon eksikliği midir, depresif bir durum
mudur bilmem ama, 2024 yılı itibariyle bu hızım kesildi. Bazı dergi ve kitaplara hikâye, şiir
göndermekle ve bazı yazdıklarımı sanalda kendi sayfamda paylaşmakla yetindim. Şimdilerde
ise yeniden toparlanmaya başladığımı hissediyorum. Halen basılmaya hazır beş-altı dosya ve
üzerine çalışılan bir roman kitaplaştırılmayı beklemede.
Ne diyelim, olur herhalde.
Belki şunu da ilave etmeliyim: Mamak günlerini kaleme aldığım biri anı-hikâye, diğeri şiir
kitabı olmak üzere iki kitabım da halen satışta.
-Sizi yazmaya yönlendiren kimseler var mıydı?
‘Kimseler’ demeyelim biz buna ama, tabii ki esas yazdıran tam da hayatın kendisiydi. Belki
çocukluktan itibaren hayata yönelik ve belki de bir çocuk için ağır-gereksiz duyarlılıklar,
belki hissedilen çocukça eziklikler, belki bir çocuk olarak elimden bir şey gelemiyor olmanın
çaresizlikleri diyebiliriz biz buna.
-Kitaplarınızın karakterlerini oluşturu rken nelerden esinlendiniz?
Elbette kendi hayatım, yani yaşanılanlar, tecrübeler ve hayal kırıklıkları başta olmak üzere ve
elbette kendimi de dahil ederek, çevremdeki insanlardan… İnsan gözlemlemeyi ve dinlemeyi
çok severim. İnsanların yüzlerindeki ifadelerden, mimik ve davranışlarından anlamlar
çıkartmaya çalışır, onları dinleyerek hayatlarına duhul etmeye çalışırım. Acılarını,
sevinçlerini, hüzünlerini anlamaya, anlamlandırmaya çalışırım. Bu da sınırsız sayıda karakter
demek oluyor benim için.
- Ankara’da hem yazar hem şair olmak nasıl bir duygu?
Çocukluğum ve gençliğim Ankara’da geçti. Yıllar öncesinde kaçmak-kurtulmak hissiyatıyla
terketmiş olsam da, Ankara’nın hayatımdaki yeri elbette ki çok önemli ve özeldir. Hır–gür
içinde geçmiş olsa da böyledir. Bilindiği gibi Ankara orta halli memurların kentidir. Gerçi
şimdi ortası kaldı mı bilmem. Ve Ankara Türkiye’nin başkenti olduğu kadar siyasetin de
başkentidir. Bizim gençlik yıllarımız Ankara’da, politikanın tam orta yerinde ve çok çetin
şartlarda geçti. Çatışmalar, ölümler… Ankara’lı olmak ve Türkiye’nin her tarafındaki insanlar
gibi o günleri yaşamış olmak, bir yazar için müthiş bir tecrübe ve altyapıdır bence.
-Edebiyat haricinde başka ilgilendiğiniz sanat dalları var mı?
Sanat insanoğlunun evrimin bir göstergesidir. Bir insanın, bir toplumun düzeyini, çağdaşlığını
ya da çağ dışılığını sanata olan ilgisiyle anlamak mümkündür. Her iktidara gelenin bir
öncekinin sanatçısını, sanat eserlerini yok ettiği, yok etmeye çalıştığı bir ortam insanoğluna
yakışır değildir. Ben sanatın her dalına ve sanatçıya sonsuz saygı duyarım. Yıllarca müzikle
ve müzik aletleriyle yakınen ilgilendim. Elbetteki sinema, tiyatro, resim, heykel, velhasıl
sanatın bütün dalları beni cezbeder. İlkel çağlardaki mağara resimlerinden, sokak şarkıcılarına
kadar… Sanat, koşullar nedeniyle direkt ilgilenme olanağı bulamasam da, hayatın olduğu
kadar, benimde vazgeçilmezimdir sanırım.
-Sizce iyi bir yazar nasıl olmalı?
İyi bir yazar hayata, topluma, insanlığa, kadına, çocuğa, tüm canlılara, hayvanlara ve doğaya
mutlak surette saygılı olmalı ve bu uğurda kalem oynatmayı şiar edinmelidir. Yazar toplumun
siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, eğitsel ve sanatsal bütün sorunlarına aracı olmalıdır. Zaten
ölümsüzlük mertebesine erişmiş yazarların sırrı da tam olarak bu değil mi?
-Herkes yazar olabilir mi?
Okuma yazma biliyor olma koşuluyla elbette herkes yazabilir. Ve yazmalıdır da… Yazmak
için yazar olmak gerekmiyor. Yazdıklarının ne kadar edebi olduğu kaygısını taşımadan ve kaç
kişi tarafından okunacağının da kaygısına düşmeden… Yazdıklarınız sizin duygu ve
düşüncelerinizdir. Sizin iç dünyanızdır. Siz yazarak aslında kendinizi anlatıyor, kendinizi
aktarıyorsunuz. Bu bile yeterli bir gerekçe değil mi yazmak için? Ve bilin ki okudukça,
gözlemledikçe, yaşadıkça, tecrübelendikçe yazmalarınız da hızla gelişecek. Kimbilir belki…
Bir, üç, beş, yedi… Okunacaksınız. Kimse okumasa da, çocuklarınız merakla ve gururla
okuyacaklar yazdıklarınızı ve sizi daha yakınen tanıma imkânı bulacaklar. Yazmak,
yazdığınız zaman itibariyle kişisel olduğu kadar, toplumsal tarihi de mühürlemek değil midir
aslında? Korkmayın.Yazın!
-Yaşamınızdaki çelişkiler mi sizi yazmaya yöneltti?
Evet. Ve elbette kişisel çelişkiler olduğu kadar, hayatın çelişkileri… O çelişkileri
çözümleyebilme ve katlanılabilir öneriler sunabilme çabasıdır belki.
-İlk okuduğunuz kitap hangisiydi ve neden o kitabı tercih ettiniz?
İlk okuduğum ciddi kitap, orta ikinci sınıfta Georges Politzer-Felsefenin Temel İlkeleri idi.
Hayatın ve koşulların zorlamasıydı diyebilirim belki. Belki kafamdaki onlarca çocuksu soruya
cevap bulabilme gayreti. Fakat o kitabı okumamla birlikte çok mutlandığımı ve hayata
bakışımın değişmekte olduğunu farkettim.
-Sizin geçmişten gelen politik bir yaşantınız da var. Bu konuya ilginiz nasıl başladı biraz söz
eder misiniz? Politikanın yazmanıza bir etkisi oldu mu? Şimdi politikayla aranız nasıl?
Evet. Politikaya ilgim çok genç yaşlarda başladı. Bu durum babamın aktif –politik hayatının
bendeki yansıması olabilir. Evimizdeki yegâne konu politikaydı. Aslında hayatımızın her anı,
her kararımız ve davranışlarımız politik değil midir özünde? Çünkü her kaleme alınan yazı
taraftır ve taraf olan politiktir zaten.Tarafsız olduğunu iddia eden bile taraftır ve politiktir.
Dolayısıyla ben de her zaman bir tarafındaydım hayatın. Ve halâ tarafım. Rant için, mevki
için, şan-şöhret için değil, insan için tarafım…
-En çok hangi konularda yazmayı seviyorsunuz ve yazarken daha çok gerçeklerden mi
hareket ediyorsunuz kurgu yaptığınız da oluyor mu?
Şimdilerde bütün hayatımız kurgulanmıyor mu? Hangimiz özgürce ve istediğimizce-
dilediğimizce yaşayabiliyoruz? Hayatın içindeki kurgular da gerçekler halini alıyor maalesef.
Olduğumuz gibi değil, olunmasının istendiği gibi insanlar olmaya başlıyoruz mecburen.
Elbet yazdıklarımın hepsi gerçektir, kurgulanmış olsa da…Ve ben kurgusunu kendim yapsam
bile yazdıklarımın; dayanağım hayatın gerçekleridir. Karakterlerim gerçek ya da kurgu olsun,
mutlaka hayatın içinde yaşamaktalar.
-Eserlerinizin sizi yansıtmasını mı tercih edersiniz?
Elbetteki yazmalarım -eserlerim diyemeyeceğim bunlara- beni yasıtır. Başkaca da
düşünülemezdi zaten. Tümüyle benim duygu ve düşüncelerim ve hayata bakışımdır.
Yazdıklarım ‘sen’ ya da ‘o’ gibi görünse bile, aslında ‘ben’dir.
-Sizi yazmaya yönelten duygu ve olaylar nelerdir?
Hayatın içinde ne varsa. Acı sevinç, hasret, vefa, sevgi, aşk, politika, her şey. Duygular,
düşünceler, davranışlar ve olaylar… Bazen bir çocuğun gözyaşları, bazen bir sokak köpeğinin
korku dolu bakışları, bazen dünyanın her yerinde insana yönelik şiddet, bazen bir annenin
feryatları, bazen doğaya ve mazluma yönelik katliamlar, bazen siz gülümsediğiniz için
heyecanla size gülümseyen bir evsiz vb. vb. vb…
-Güzel ve keyifli bir sohbetti. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Sizinle geçmiş bir tarihte bir kez daha röportaj yapmıştık. Beni tekrar hatırladığınız için
teşekkür ederim. Ve sevgiyle…
-Vakit ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.
