Düşünüyorum; Öyleyse varım!
Kelimelerin ağırlığını kaybettiği, derinliğin yerini anlık tatminlerin aldığı bir çağın eşiğindeyiz. İnsanlık tarihi boyunca bilginin yasaklanması ya da yok edilmesi her zaman kaba kuvvetle bağdaştırılmıştır.
Ancak Huxley’nin işaret ettiği nokta çok daha rafine bir manipülasyonu barındırır: Zorla değil, rızayla gelen bir entelektüel çöküş. Okuma isteğinin kaybolduğu bir yerde, gerçeği arama arzusu da solar. İnsan, sadece önüne sunulanı tüketen pasif bir nesneye dönüştüğünde, zihninde açılan o devasa boşluk, her türlü dış müdahaleye açık hale gelir.
Edebi bir pencereden bakarsak; sayfaların kokusundan mahrum kalmış bir nesil, ruhunu sadece hazır kalıplarla besleyen birer gölgeye benzer.
Kitaplar, bizi kendi dar dünyamızın dışına çıkaran, başkalarının acılarına ve sevinçlerine ortak eden birer köprüdür. O köprüler yıkıldığında geriye sadece derin bir yalnızlık ve yabancılaşma kalır.
20. yüzyılın en sarsıcı mistik ve filozoflarından biri olan Weil, modern toplumun en büyük hastalığının "köksüzlük" olduğunu savunur. İnsanlar geçmişle, kültürle ve derin düşünceyle bağlarını kopardıklarında köksüzleşirler. Weil’e göre okumamak ve düşünmemek, insanı zamansız bir boşluğa fırlatır. Köksüz bir insan ise rüzgarda savrulan bir yaprak gibidir; onu hangi gücün nereye savuracağını tahmin etmek imkansızdır.
Günümüzün en üretken çağdaş düşünürlerinden biri olan Han, modern insanın artık bir "performans ve tüketim öznesi" haline geldiğini söyler. Sürekli bir şeyleri tüketmek, izlemek ve üretmek zorunda hisseden insan, derinlemesine tefekkür (contemplation) etme yeteneğini kaybeder.
Han'ın deyimiyle, "Hyperattention" (aşırı dikkat/uyaran yoğunluğu) yüzünden zihinlerimiz derin odaklanmayı unutmuştur. Tüketim çılgınlığı içinde zihinlerimiz sessizce boşalırken, kendimizi özgür sanarak aslında sistemin en uysal köleleri haline geliriz.
Yol ayrımındayız. Önümüzde iki seçenek var: Ya modern dünyanın sunduğu o pırıltılı ama içi boş tüketim illüzyonuna kapılıp zihinlerimizi teslim edeceğiz ya da Huxley’nin uyarısını bir kalkan gibi kuşanıp sayfaların rehberliğinde kendi kalelerimizi inşa edeceğiz.
Unutmamak gerekir ki, yönetilenlerin sessizliği, yönetenlerin en büyük konforudur. Bir toplumun hafızasını, sorgulama yeteneğini ve estetik algısını diri tutan yegane şey, kelimelerle kurduğu o kutsal bağdır.
Kitaplar sadece bilgi nesnesi değil; zihnimizin sınırlarını genişleten, bizi manipülasyonlara karşı bağışıklı kılan birer panzehirdir. Zihinlerimizde açılmak istenen o tehlikeli boşluğu ancak okuyarak, sorgulayarak ve en önemlisi "düşünme cesaretini" göstererek kapatabiliriz.
Çünkü insan, tükettiği kadar değil, düşünebildiği kadar özgürdür.
#YazarAydınBirinci
#RomanFeyizKızı