Dostoyevski'nin Suç ve Ceza romanının düşündürdüğü en sert gerçeklerden biri şudur:
İnsan yalnızca aç kaldığında değil; görüldüğünde değil, görülmediğinde, yok sayıldığında da yavaş yavaş ölür.
Yoksulluk ağır bir kıştır. Bir lokma ekmek, uzanan bir el insanı yeniden hayata bağlayabilir.
Ama sefalet bambaşka bir şeydir. Sefalet, insanın toplumun ortasında yaşarken bile görünmez hâle gelmesidir.
Kimsenin sesini duymadığı, acısını fark etmediği bir yalnızlıktır. Çünkü yoksulun bedeni üşür, sefilin ise ruhu...
Muhtaç olana merhamet gösterilir. Fakat ihtiyaç derinleştiğinde aynı insan dışlanır.
Sefil kişi artık bir birey değil, kalabalığın içinde fazlalık sayılan bir gölgeye dönüşür.
Dostoyevski'nin işaret ettiği bu yara hâlâ kapanmış değildir. Belki de bugün daha derindir.
Kızılay Başkanlığım döneminde Sevgi Butiğimize bir Suriyeli bayan geldi. Adı ; İman..
4 çocuğu var. Biri işitme engelli. Savaşta yakınına düşen bomba sonucu duyma yetisini kaybetmiş.
İman, son derece akıllı ve eğitimli bir kadın. Diğer Suriyeli kadınlardan mental olarak ta farklı olduğunu ilk andan itibaren hissettiriyor..
Fransızca biliyor. Elinde eğitimi ile ilgili belgeleri var. Çıkarıp gösteriyor tanıştıkları kişilere.
"Ben bu durumlara düşecek bir insan değildim dercesine"
O günlerde ona yardımcı olmuştum. Çocuğunun, sevdiğim bir kardeşimin özel engelli okulunda bir süre eğitim almasını sağlamıştık..
O günden sonra Kızılay'a bir daha başvuruda bulunmadı.
Belli ki çok gururlu bir kadın İman..
Geçen günlerde mahallemizden tanıdığım bir ablamla çıkıp geldi dükkanıma..
Yüzünde o gülümseme ile birlikte mahcubiyet, utanma duygusu, gurur ve onur karışımı bir ifade ile masaya oturduk.
Ablamızla sohbete başlarken sordum;
-Kim bu hanımefendi?
-İman dedi ablamız.
-Sizinle tanışmıştık biz dedi mahcup bir ses tonuyla İman..
-Hani Kızılay’a gelmiştim çocuğum için yardım etmiştiniz...
Bir anda hatırladım.
-Evet hatırladım seni. Ne yapıyorsun? Ne durumdasın şimdi?
Tepecikte eski bir evin bodrumunda küçücük camlarından içeriye belli belirsiz sızan gün ışıkları içinde bir evde aylık 11 bin lira kira ile oturuyor.
Her taraf böcek akrep kaynıyor dedi.
Ellerine bulaşmış beyaz badana boyalarını göstererek "Elimden geldiğince temiz tutmaya çalışıyorum" dedi..
Kocası onu dört çocukla burada bırakıp başka bir kadınla evlenerek Suriye'ye dönmüş.. Kimseyle evlenemezsin diyerek te tehdit etmiş.
Kimi kimsesi yok. Ne burada, ne Suriye’de..
İş bulup çalışmak istiyor. Bir kaç yere başvurmuş, Suriyeli olduğu için çok az para teklif edilmiş veya farklı gözlerle bakılmış İmana
O ise; Namusunla çalışıp çocuklarını büyütmek istiyor. Artık geri dönemem, burası benim vatanım oldu diyor..
Bir Kuaförde çalışıp kuaför olma hayalide var..
Şu anda çok ihtiyaçlı. Çocuklarım aç diyor. Evimde buzdolabı, Elektrik süpürgesi, halı, tabak, çanak gibi eksiklerim var derken bile, ağzından utana sıkıla çıkan bu kelimeler için adeta pişman olmuş gibi, "ama önemli olan çocuklarım şimdi. Onlar aç, onları doyurmalıyım" dedi.
Kızılay’ı arayarak İman kardeşimize yiyecek ve giyecek yardımı yapmaları konusunda eski personelime ricada bulundum.
Şimdi! Yazının başında belirttiğim gibi hayatlar, bizimde hemen yanı başımızda yaşanan sefaletler maalesef var..
Ve biz bunlardan bi haber olarak yaşantımıza devam ediyoruz..
İman, aslında hiç kimseden yardım isteyemeyecek kadar ar ve namuslu bir kadın. Ablamız onu tutup bana getirmese yine kendi halinde hayat mücadelesine devam edecekti..
Suriyeli milyonlarca insanı Ülkemize aldığımız da, onları sadece insan olarak fizik en almadık..
Onların dertlerini, kederlerini, sağlıklarını, üzüntülerini, sosyal ve kültürel yaşamlarını, aile içi kavgalarını ve sorunlarını da almış olduk..
Dönenler döndü.. Geride ise parçalanmış aileler, sefalet içinde geçen hayatlar, anasız babasız büyüyecek çocuklar kaldı..
İnsanın kaderi kendi elinde değildir elbet. Kimse böyle bir hayatı yaşamak istemezdi.
Allah cc (Hucurat-10)buyuruyor ki;
İman Edenler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah için takva sahibi olun. Umulur ki böylece merhamet olunursunuz.
Resulüm! Sana, Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Sevap kazanmak için harcayacağınız şeyleri öncelikle ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verin. ” İyilik olarak her ne yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir. (Bakara / 215. Ayet)
Sağlıcakla..