Koltuğa Hürmet mi, İnsana Değer mi?
Toplumların gelişmişlik seviyesi, sahip oldukları makamların büyüklüğüyle değil; insana, sanata, edebiyata ve düşünceye verdikleri değerle ölçülür.
Ne yazık ki bizde çoğu zaman insanlar değil koltuklar saygı görür. Makam sahibi olan kişi, o koltuktan kalktığı gün bir anda görünmez hâle gelir.
Çünkü gösterilen saygının önemli bir kısmı kişiye değil, oturduğu makama yöneliktir.
Saygı ile yalakalık arasındaki çizgi ise çoğu zaman bilinçli olarak silikleştirilir. Elbette devlet makamlarına, kurumlara ve görev sorumluluğu taşıyan insanlara saygı göstermek bir medeniyet gereğidir. Ancak! bu saygı, kişiliği yok sayacak kadar eğilmeye, her sözü alkışlamaya ve güç karşısında teslim olmaya dönüşüyorsa artık adı saygı değil, yalakalık olur.
Güç sahibi insanların etrafında her dönemde onları öven, yanlışlarını bile doğru göstermeye çalışan kişiler bulunmuştur.
Tarih, hakikati söyleyenlerin değil, güçlüye hoş görünmeye çalışanların çoğaldığı dönemlerde toplumların nasıl gerilediğinin örnekleriyle doludur.
Çünkü yalakalık, gerçeğin düşmanıdır. Gücün hoşuna giden sözler çoğaldıkça doğrular susar, eleştiri kaybolur ve gelişim durur.
Oysa bir toplumun asıl ihtiyacı, makam sahiplerine sürekli alkış tutan insanlar değil; gerektiğinde doğruları cesaretle söyleyebilen vicdan sahibi bireylerdir.
Güç karşısında eğilmeyen, karakterini makamların gölgesinde kaybetmeyen insanlar,her zaman toplumların gerçek zenginliği olmuştur.
Daha düşündürücü olan ise sanata, edebiyata ve bilim insanlarına gösterilmeyen ilginin siyasetçilere gösterilmesidir. Bir şair yıllarını vererek bir eser ortaya koyar, bir yazar toplumun hafızasını diri tutacak kitaplar yazar, bir sanatçı insan ruhuna dokunan eserler üretir; fakat çoğu zaman hak ettikleri değeri göremezler.
Buna karşılık siyasi güce sahip olan kişiler için salonlar dolar, övgüler sıralanır ve insanlar birbirleriyle yarışarak yakın görünmeye çalışır.
Oysa siyaset gelip geçicidir. Bugünün güçlüleri yarının sıradan insanları olabilir.
Ancak sanatın, edebiyatın ve düşüncenin bıraktığı iz nesiller boyunca yaşamaya devam eder. Bir devlet adamının adı birkaç kuşak sonra unutulabilir; fakat bir şairin mısrası, bir yazarın eseri yüzlerce yıl boyunca insanların gönlünde yaşamayı sürdürebilir.
Toplum olarak koltuklara değil değerlere hürmet etmeyi öğrenmeliyiz. Makamlara saygı duyalım ama insan onurunu daha üstün tutalım.
Güce yakın olmayı değil, doğruya yakın olmayı erdem sayalım. Siyasetçileri alkışladığımız kadar sanatçıları, yazarları, öğretmenleri ve bilim insanlarını da alkışlayalım.
Çünkü medeniyet, güçlülerin önünde eğilenlerin değil; insanı, bilgiyi ve sanatı yüceltenlerin omuzlarında yükselir..